Şimdi Okunuyor:
Çocuklar Dayakla Terbiye Edilmez!
Tam İçerik 10 minutes read

 

“Onu yüreğimde öldüreceğim, artık sevmeyerek…Ve bir gün büsbütün ölecek.”

Şeker Portakalı, J. M. D. Vasconcelos

Çocukluk dönemi; çocuğun bir yandan yapamadığı, erişemediği ve henüz beceri kazanamadığı alanlarda ebeveynlerin yardımını beklerken, bir yandan da bağımsız bir birey olma yolunda kendini keşfetme çabasıyla geçen bir süreçtir. Yavaş yavaş kişilikleri oluşurken çocuklar, başta anne baba olmak üzere çevrelerindeki kişileri rol model alır, onların olaylara yaklaşma ve problem çözme biçimlerini taklit eder ve onlardan bir bakıma da hayatı öğrenirler. Çocuklar öğrenirler ve belki de en önemli ve tekrar tekrar hatırlanması gereken bir nokta olarak çocuklar büyürler. Çocuklar dayakla büyüyemezler, kırılarak, yaralanarak, içlerinde açılan kocaman boşlukla büyüyemezler! Dayak sözcüğünün sözlükte “kötek, patak ve sopa” gibi eş anlamlıları bulunmaktadır. Literatürde ise daha çarpıcı eş anlamlı kelimeler karşımıza çıkmaktadır: Fiziksel istismar ve bedensel kötüye kullanım.

Dayak: Fiziksel İstismar & Bedensel Kötüye Kullanım

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) çocuk istismarını; çocuğun sağlığına, hayatta kalmasına, gelişimine ve onuruna zarar verebilecek her türlü fiziksel, duygusal ve cinsel kötü muamele ve çocuğun ihmal edilmesi şeklinde tanımlamıştır (Çınkır ve Nayır, 2018). Genel anlamıyla istismar ve ihmal anne baba ya da bakıcı gibi erişkin bir kişi tarafından uygunsuz ya da hasar verici eylem ya da eylemsizliklerle çocuğun gelişiminin engellenmesidir (Taner ve Gökler, 2004). Çocuğun bu yöndeki gelişim ve sağlığını engelleyici her türlü eylem istismar, herhangi bir eylemde bulunmama da ihmal olarak değerlendirilir. Sanılanın aksine, ihmal istismardan daha yıkıcı sonuçlara sebep olabilmektedir ancak bu yazı istismara, özelde de aile içinde gerçekleştirilen fiziksel istismara odaklanmaktadır. Fiziksel istismar ise dövme, vurma, yaralama gibi fiziksel güç kullanarak çocuğa zarar vermektir (Çınkır ve Nayır, 2018).

Konuyu hemen kendi içimize bir ayna tutarak kültürel boyuta indirgediğimizde, dayağın atasözlerinde kendine yer edinmiş olduğunu görürüz: Dayak cennetten çıkmadır“, “kızını dövmeyen dizini döver“, “annenin/babanın vurduğu yerde gül biter“, “eşeğin yavrusu sıpa, terbiyesi sopadır“. Görüldüğü üzere çocuğa dayak atmak, çocuğu terbiye etme ve ona disiplini öğretmede bir araç gibi kullanılmaktadır. Dayak, çocuğun ailesinde ya da içinde bulunduğu kültürde bir norm haline gelmiş olabilir (Cüceloğlu, 2018). Kendi anne babası tarafından dayakla büyütülmüş bir anne baba, anneyi döven bir babayla büyümüş çocuk, otoritesini kullanarak kendinden daha az güce (maddi, statü olarak vs.) sahip olan kişilere fiziksel şiddet uygulayan kişilerin davranışlarının kabul edilebilirliğine şahit olmuş yetişkinler veya çocuklar… Tüm bunları içinde bulunduran bir kültürde dayağın bir norm haline gelmesi elbette şaşırtıcı olmayacaktır. Çocuğa terbiye amaçlı(!) kötü davranma tıpkı bir miras gibi nesilden nesile aktarılacaktır.

Çocuğu terbiye etmek amacıyla verilen ceza ve çocuğa terbiye verme amaçlı kötü davranma birbirinden farklıdır. Cezalandırmada çocuğun kötü olarak nitelendirilen davranışı bırakarak iyi davranışı edinmesi amaçlanır. Çocuğun bir şeyler öğrenmesi ve iyi yönde değişmesi hedeflenir. Kötü davranmada ise çocuğun davranışını düzeltmek ya da iyiliğini gözetmek önemsenmez, çocuğun gereksinimleri reddedilir. Önemli olan, çocuğun anne ya da babayı rahatsız etmeyecek şekilde davranmasıdır. (Cüceloğlu, 2006).

Çocuğa kötü muamelenin yaygınlığına bakıldığında, ergenlik çağında kızlar daha fazla fiziksel istismarla karşılaşmaktadır. Çocuklara yönelik istismarda annelerin, ergenlere yönelik istismarda ise babaların oranı daha yüksektir. Fiziksel istismar en çok 4-8 yaşları arasındaki çocuklara yönelik olmakta ve yaşla birlikte azalmaktadır (Taner ve Gökler, 2004).

Çocuğun Dünyasından Dayağa Bakış

Anne babalık taahhüdü çocuğu karşılıksız sevmeyi, korumayı ve her ne olursa olsun yanında olmayı gerektirir. Anne baba çocuğun dünyasındaki en önemli yapı taşlarıdır. Ancak bu taahhüdü yerine getiremeyen, çocuğun istek ve beklentilerine karşı duyarsız, çocuğu kendi öfkesini boşaltmada bir araçmış gibi gören ebeveynler çocuğun temel güven duygusunu oluşturmasını engellerler. Çocuk bu dünyada gidebileceği, güvende olabileceği hiçbir yer olmadığını düşünür. Neden dayak yediğini bilmeyen, ne zaman dayak yiyeceğini kestiremeyen, sebepsiz yere dayak yiyen çocuk için de güven duygusu sarsılmıştır. Temel güven duygusunu oluşturamamış çocuk, diğerleriyle yakın ilişki kurmaktan kaçınır ve daima acı çektirilme, kötü davranılma korkusu içinde utanç ve kaygıyla hareket eder. (Forward ve Buck, 2018)

Çocuk Psikolojisi, Gelişim Psikolojisi

Dayak, utanç duygusunun çocuğun kişiliğinin temeline yerleşmesinde önemli rol oynar.

Dayak yiyen çocuk, gururunu ve özbenliğini korumak için bir süre çabalayacak, tekrar tekrar aynı durumla karşılaştığında pes edecek, anne babasının istediği gibi biri olma ve onaylanma isteğinin sonucu olarak dayak yemeyi kabullenip dayağı hak ettiğine inanacaktır. Anne ve baba daima haklıdır, öyleyse kendisi dayak yemeyi hak edecek kadar kötü bir çocuktur ve değersizdir. Tüm bunların sonucu olarak geliştirilen utanç duygusu ise yavaş yavaş çocuğun kişiliğinin temeline yerleşecektir. Görüldüğü üzere dayak, utanç duygusunu oluşturmada çok büyük bir role sahiptir. (Cüceloğlu, 2018).

Herhangi bir duygusunu ifade etiğinde dayak yiyen ya da dayakla tehdit edilen çocuk aynı zamanda duygusal kötü davranmaya da maruz kalmaktadır. (Cüceloğlu, 2018). Kızgınlığını ifade ettiğinde “bana sesini yükseltemezsin, çakarım ağzına bir tane” tepkisiyle birlikte dayak yiyen çocuk doğal olarak üzüntüsünü ifade etmek için ağlamaya başlayacak, “sus yoksa bir tane daha patlatırım” tehdidini duyduğunda kendini zorlayarak sakinleşecek, ancak korktuğu ve şefkat aradığı için annesine sığınmak istediğinde “çekil git ayağımın altından” yanıtını alarak kendi yalnızlığında kendini avutmaktan başka bir yol bulamayacaktır. Hiçbir duygusunu ifade etmesine izin verilmemiş çocuk, duyguların utanılacak şeyler olduğunu ve yalnızca izin verildiği şekliyle ifade edilmesinin gerektiğini düşünecektir. Tekrar hatırlatalım; çocuklar büyürler!

Çocuk benmerkezciliği; çocuğun tüm olayların merkezinde kendini görmesi, her şeyden kendisini sorumlu tutmasını ifade eder. Böyle bir dönemdeyken fiziksel istismara, aynı zamanda da sözel işkenceye maruz kalan çocuklar, başlarına gelen tüm bu kötü şeylerin tek suçlusunun kendileri olduğuna inanacaklardır. “İşe yaramazsın, her hareketin zarar, laftan anlamazsın“… Çocuk, dayak yediğine göre kötü biri olduğunu düşünür, kendinden nefret eder ve kendini olduğu gibi kabul edemez. Aynı zamanda da ebeveynlerine karşı yoğun bir öfke ve intikam duygusu yaşar. (Forward ve Buck, 2018). Suçluluk ve utanç duygusu, yetişkinlik dönemindeki birçok psikopatojiyle ilişkilidir.

Kötü davranılan çocukların aldığı fiziksel yaralar açık seçik görülebilir ancak duygusal ve psikolojik yaralarını ve bunların etkilerini saptamak daha zordur. Araştırmalar kötü davranılan çocukların okul çağında arkadaşlık ilişkisi kurmakta zorlandıklarını, daha saldırgan, güvensiz, başladığı bir işi sonuna kadar götürmede daha başarısız olduklarını göstermektedir (Cüceloğlu, 2006). Çocukluğunda fiziksel istismara maruz kalmış yetişkinlerde suça yönelik davranış, intihar eğilimi ve teşebbüsü, madde kötüye kullanımı, tehlikeli cinsel davranışlar ve psikopatoloji görülme oranı ve ihtimali yüksek olmaktadır (Taner ve Gökler, 2004).

Benim için oldukça önemli bir yere sahip olan, tekrar tekrar okuyup her seferinde farklı şeyler hissedip, farklı gözle baktığım, nitekim yazının en başında da bir alıntı yaptığım Şeker Portakalı, bu konuda da bizlere önemli ipuçları veriyor. Her şeyden önce sürekli dayağa maruz kalan bir çocuğun, Zeze’nin, ağzından ve gözlerinden bizlere “Bu çocuklar ne hissediyorlar?” sorusunun cevabını veriyor.

Picasso’ya ait olan bu eser aynı zamanda Şeker Portakalı’nın Can Yayınları baskısında kapak fotoğrafı olarak da kullanılmıştır.

Aşağılanmış, utandırılmış, suçluluğa boğulmuş, yalnız hisseden birçok çocuğun:

“Son gözyaşı damlasını da içime akıtarak ve en iyi dayak ilacının yatak olduğunu düşünerek karanlıkta öylece yattım.”

“Kimse beni sevmediği için, dövmek istediklerinde herhangi bir şeyi bahane ediyorlar.”

“Nedenini biliyorum ben. Beş para etmem. O kadar kötü bir insanım ki, her Noel’de küçük İsa’nın yerine küçük bir şeytan doğuyor benim için.”

“Anne benim doğmamam gerekirdi. Balonum gibi olmalıydım.”

“Şimdi hiçbir şey söylemiyorum ama düşünüyorum ! Büyüdüğümde sizi öldüreceğim bayım!”

Çocuğa Kötü Davranma: Neden?

Çocuğa kötü davranmanın altında yatan nedenler üç grupta incelenebilir: Anne-babayla ilgili nedenler, çevreyle ilgili nedenler ve çocuktan kaynaklanan nedenler. Birçok durumda bu üç kaynak iç içe geçmiş durumdadır.

  • Anne-Babadan Kaynaklanan Nedenler

Kötü davranan anne babalarla ilgili en önemli ortak nokta kendilerinin de çocukluklarında kötü davranışa maruz kalmış olmalarıdır (Cüceloğlu, 2006). Sosyal öğrenme kuramlarının varsayımlarını göz önünde bulundurursak, anne babanın çocuk için en büyük rol model olduklarını söyleyebiliriz. Özellikle başa çıkma stratejisi geliştirirken anne ve baba büyük bir örnek oluşturacak, sağlıksız stratejiler kalıtımla takılmışcasına çocuğun zihnine yerleşecektir. Ve tekrar: Çocuklar büyürler!

Kötü davranan anne babaların dürtü kontrolünün daha zayıf olduğu ileri sürülmüştür. Bu kişiler karşılanmamış ihtiyaç ve beklentilerini çocuklarının gidermesini beklerler. Karşılanmayan beklenti, öfke doğurur. Dayak, anne babanın stres ve sıkıntısını dışarı atmasında bir araç gibi işlev görür. Bazı durumlarda fiziksel istismar sonrasında istismarcı affedilmek ister. Davranışının sebebini başka bir kaynağa yükler ve çocuğun onu avutmasını ister (Forward ve Buck, 2018). Böyle bir durumda çocuğun kafası karışacak ve hangi rolü oynaması gerektiğine karar veremeyecektir.

Yapılan bazı araştırmalar çocukluklarında kötü muameleye maruz kalmış ebeveynlerin kendi çocuklarına en ufak meselelerde dahi kural koymakta zorlandıklarını göstermiştir (Forward ve Buck, 2018). Şaşırtıcı bir bulgu gibi görünse de, bu kişilerin yaşadıkları karmaşa, endişe, acı ve korku belki çocuklarına aşırı hoşgörü zırhının arkasında yaklaşmalarına neden oluyor olabilir. Her halükarda bu kişiler belli ki hala korkmaktadırlar.

  • Çevreyle İlgili Nedenler

Çocuklarına kötü davranan anne-babalar daha fazla baskı ve stres altındadırlar. Diğerleriyle ilişki kurmak konusunda istekli değildirler ve çoğunlukla yalnızdırlar (Cüceloğlu, 2006).

  • Çocuktan Kaynaklanan Nedenler

Soru sorulduğunda cevap vermeyen, kendine söylenenlere dikkat etmiyormuş ya da onlarla ilgilenmiyormuş gibi görünen çocukların daha fazla kötü muameleye kaldığı belirtilmiştir (Cüceloğlu, 2006).

Ortaçağ ve daha öncesinin Avrupa’sında minyatür yetişkinler olarak görülen çocuklar, yetişkin hayatıyla iç içelerdi. Ayıp kavramı yoktu ve çocuğun bir değeri yoktu. Çocuklar eşya gibi alınıp satılır, öldürülür  ve yetişkin işlerinde çalıştırılırdı (Postman, 1995). Çocuk istismarı ve ihmalinin üzerinde çalışılmaya başlanmasının geçmişi ne yazık ki çok da eskilere dayanmamaktadır. Ancak hem dünyada hem de ülkemizde bu konu ciddiye alınmakta ve gerekli düzenlemeler üzerinde çalışılmaktadır. Ülkemizde çocuk istismarına ilişkin dava sayısı 2006’da 2.414 iken, 2016’da bu sayı 15.051’e yükselmiştir. Buna paralel olarak görülen davalardaki mahkumiyet sayısı da aynı oranda artmıştır (Çınkır ve Nayır, 2018).

Yazının tamamında fiziksel istismar ya da bedensel kötüye kullanma yerine “dayak” sözcüğünü kullanarak sanki hiçbir şeymiş gibi algıladığımız, gerekli gördüğümüz, bazen kabul edip uyguladığımız bir eylemin aslında ne denli kalıcı ve giderilemeyecek yaralara yol açtığını göstermek istedim. Bazen bazı davranışlarımızın sonuçlarının nelere mal olabileceğini, karşımızdaki kişide ne gibi etkilere yol açabileceğini fark etmeyiz ve çoğunlukla bunların sonuçlarını tahmin etmek ve önceden görmek isteriz. Burada bir pusula olarak bırakılıyor bu yazı. Dayak çocukları terbiye etmez, onları ümitsizliğe, güvensizliğe, değersizliğe ve yalnızlığa sürükler. Dayak çocuklara bir şey öğretmez, onları ne yapmaları gerektiği konusunda kafa karışıklığına, çekingenliğe ve denemeden vazgeçmeye iter. Dayağın azı çoğu yoktur, nasıl ve ne şekilde olursa olsun çocukları utandırır, öfkelendirir ve kendilerinden nefret etmelerine neden olur. Çocuklar her zaman çocuk olarak kalmazlar, çantalarında biriktirdikleri davranış, duygu ve düşüncelerle yetişkinlik denen bir yolda yürümeye hazırlanırlar. Çocuklar büyürler!

“Cennet muhallebiden duvarlar demek değildir sayın yetkili. Cennet, insanların birbirlerini dinlemeleri demektir. Birbirlerine aldırmaları, birbirlerinin farkında olmaları demektir.”

Tutunamayanlar, Oğuz Atay


Not: Diğer yazılarıma blog sayfamdan ulaşabilirsiniz.


Kaynakça

  • Cüceloğlu, D. (2006). Çocuğa kötü davranma. İnsan ve davranışı (15.Basım) içinde (s.372-380). İstanbul:Remzi Kitabevi.
  • Cüceloğlu, D. (2018). İçimizdeki çocuk (57. baskı). İstanbul: Remzi Kitabevi.
  • Çınkır, Ş. ve Nayır, F. (2018). Medyaya yansıyan çocuk istismarı olaylarının değerlendirilmesi. Yasemin Karaman Kepenekçi ve Pelin Taşkın (Ed.), Prof. Dr. Emine Akyüz’e armağan: akademisyenlikte 50 yıl içinde (s.78-89). Ankara;Pegem Akademi.
  • Forward, S. ve Buck, C. (2018). Zor bir ailede büyümek (7.Baskı). (A.Terzi, çev.). İstanbul: İletişim Yayınları. (Orijinal eser basım tarihi 1989).
  • Postman, N. (1995). Çocukluğun yok oluşu (1.Baskı). (K. İnal, çev.). Ankara:İmge Kitabevi.
  • Taner, Y. Ve Gökler, B. (2004). Çocuk İstismarı ve ihmali:psikiyatrik yönleri. Hacettepe Tıp Dergisi, 35, 82-86.
  • Vasconcelos, J. M. D. (2005). Şeker portakalı (74. basım). (A. Emeç, çev.). İstanbul:Can Yayınları.

 

*Bu yazı Psikoloji Ağı editörleri tarafından Psikoloji Ağı Yayın İlkelerine göre düzenlemiştir.

Bir Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlendi *

Input your search keywords and press Enter.