Şimdi Okunuyor:
Psikanaliz, Freud ve Sanat
Tam İçerik 5 minutes read

Sanatın birçok alanı –özellikle sinema, tiyatro, edebiyat, resim gibi– psikoloji ile bağlantılı olarak kendini geliştirmiş, sanatçılar eserlerini oluştururken psikoloji biliminden ilham alarak eserlerini yaratmıştır. Sanat yapıtlarını yakından incelediğimizde en çok ilham alınan ekolün Psikanaliz olduğunu görürüz. Psikanaliz alanını geniş bir biçimde ele almak gerekirse, alanın merkezinde “bilinçdışı“nın oturduğunu göreceğiz. Freud bilinçdışı ile ilgili yaptığı çalışmaları pek çok alana ayırmış ve bu alanlar birçok sanatçıyı etki altına almıştır. Freud’a göre sanatçılar, bilinçdışının kapılarını aralamaya en çok yaklaşmış olan insanlardır. Aynı zamanda, Freud da kuramını oluştururken sanattan ve sanatçılardan çok etkilenmiştir. Özellikle Sofokles, Goethe’nin Faust’undan ve Shakespeare’in birçok eserinden etkilenmiş ve yararlanmıştır. Şimdi biraz psikanaliz eşliğinde oluşan eserlere göz atalım.


Freud’un Ödipus Kompleksi teorisi, DH Lawrence’ın 1913 romanı Oğullar ve Sevgililer kitabındaki Paul Moral ve annesi arasındaki ensest ilişkiyi şekillendirmiştir.


Freud’un travma geçirmiş 1. Dünya Savaşı askerleriyle yaptığı çalışması, Virginia Woolf’un Mrs Dalloway (1925) Septimus Smith karakterine can veren “Haz İlkesinin Ötesinde” eserine öncülük etmiştir.


Freud’un en iyi bilinen vaka incelemelerinden biri olan, 1905 tarihli “Dora: Fragment of an Analysis of a Case of Hysteria“sında anlatılan ve bacak ağrıları, histerik ses yitimi gibi rahatsızlıklardan mustarip olan ve Freud’un hastalığının semptomlarını çocukluğun anılarına dayanan cinsel duyguların yerinden ortaya çıkması olarak yorumladığı genç bir kadının da dahil olduğu olaylar zincirinden oluşan bu vaka incelemesi, Lidia Yuknavitch’in 2012 tarihli gerilim romanı “Freud’a Kafa Tutan Kız – Dora” adını verdiği edebi eseri olarak günümüzde raflarda yerini almıştır.


Freud Portresi - Salvador Dali

Portrait of Freud – Salvador Dali

Freud’un edebi alanlara olan etkilerinden en çok gözümüze çarpan Stefan Zweig ile olan dostane ilişkisidir. Zweig, Freud için; insan zihnimize ait bilgimizi, zamanımızın hiç kimsesi gibi derinlemesine genişlettiğini söyler. Zweig, Freud’un teorilerine o kadar hayrandır ki onunla tanışmak için can atar. İkili arasındaki uzun mektuplaşma süreci Freud’un ölümüne kadar devam etmiştir. Bu hayranlık en sonunda “Freud ve Öğretisi” kitabını yazmasına vesile olmuştur. Freud hayatının sonuna yaklaşırken, o ve Zweig Londra’da sürgünde yaşıyorlardır. Sürekli olarak devam eden görüşmeler esnasında başka bir Freud hayranı olan Salvador Dali de bu ziyarete eşlik eder ve “Freud’un Portesi“ni çizer.


Dali kendi sürrealist fikrinin temelini Freud’un fikirlerinde bulmuştur. Dali’ye göre sürrealizm, bilinçdışının yüzeye çıkmış en bilinçli halidir. Nitekim bunların ışığında “Narsisus’un Metamorfozu” isimli tabloyu yapar ve kendi bilinçdışını sürrealist bir şekilde yansıtmaya çalışır.

salvador dali metamorphose de narcisseMetamorphose de Narcisse – Salvador Dali


Aynı şekilde Picasso da Freud’un id, ego, süper ego temelli kuramlarını kullanarak Kübizm akımını daha ileriye taşımıştır. Picasso’nun resimlerindeki dağınıklık, düzensizlik ve aşırıya kaçan keskinlik İd’in en önemli mekanizması olan saldırganlıkla bağdaşmaktadır.

GuernicaGuernica – Pablo Picasso


Sinema alanı da psikanalizden faydalanmaktan geri kalmamıştır. Freud’un temeli id odaklı olan şiddet ve cinselliğe dayalı teorileri, sinema dünyasında kendilerine doppelganger karakterler, alter egolar, kastrasyon korkuları, hayali uzuvlar olarak yer bulmuştur. Doppelganger karakterler sinemada izleyiciye, bir gerçek benlik bir de o benliğin alter egosunu, karşıtlıklarını keskin bir şekilde göstererek ortaya koyarlar. Ek olarak, doppelganger karakterlerle karşılaştığımız yerlerde aklımıza Lacan’ın ayna evresi kuramını aklımıza getirmeliyiz.


David Lynch’ın Lost Highway filmine yakından bakarsak alter egolar ve rüyalarla dolu olduğunu göreceğiz.

Lost HighwayLost Highway filminden bir sahne


Darren Aranofsky’nin Black Swan filminde mükemmeliyetçilik ve başarı saplantısı olan fakat bunun farkında olmayan, mükemmel olmaya çalıştıkça vücudunda yaralar çıkan ya da yara sanrıları gören bir kadını izlemekteyiz. Bilinçdışı verdiği bu tepki aslında mükemmel olmak istemediği ama filmin geneline de yayılan anne faktörünün baskın olduğu şeklinde yorumlanabilir. Ayrıca her doppelganger filminde gördüğümüz aynalar, Black Swan’da daha da yoğun bir şekilde karşımıza çıkmaktadır.

Black SwanBlack Swan filminden bir sahne


Bir diğer kült filme bakmak gerekirse,  Hitchcock’un Psycho filmini de ele almalıyız. Hitchcock’un filmlerinde birçok Freudyen öge kullandığı bir gerçektir ve bu yüzden filmleri “psikanalitik gerilim” olarak kabul edilir. Slavoj Zizek, Psycho filmini Freud’un id, ego, süper egosuyla bağdaştırarak yorumlamıştır. Zizek, Norman’ın evinin üç katını bilincin bu üç ögesiyle eşleştirir. Giriş katı ego’dur; ego insanoğlunun dış dünya ile uyum içinde yaşamasını sağlayan zihinsel işlevler bütünüdür ve Norman hayatını bu katta normal bir şekilde yaşamaktadır. Annenin odasının bulunduğu ve dedektifin öldürüldüğü kat süper ego’dur. Anne de aynı süper ego gibi istekleri bitmeyen ve memnun edilemeyen bir karaktere sahiptir. İd ise bodrum katla eşleştirilir. Norman tarafından saklanmak amacıyla bodrum katına taşınan anne daha da tuhaflaşır ve toplumsal kurallara uymayan sözler hareketler yapmaya başlar.

psychoPsycho filminden bir sahne


Doppelganger karakterlere tiyatro alanından bir örnek verecek olursak Shakespeare’ın kült eseri Hamlet’e bakmalıyız. Hamlet’in babasının hayaleti bir doppelganger karakterdir.


Sonuç olarak yüzlerce etkileşimden yalnızca birkaçına baktığımızda bile aslında psikanaliz ve sanatın birbirlerini besleyerek geliştiğini ve birbirlerine ihtiyacı olduğunu görürüz. Bu iç içe geçmişlik, psikoloji alanına daha edebi bir dil, derinlik ve incelik kazandırırken, sanat için de psikolojinin el üstünde tutulması gereken sonsuz bir kaynak görevi olduğunu göstermektedir.


Kaynakça

  • Allday, Elizabeth. (1972). Stefan Zweig: Kritik bir biyografi. Chicago: J. Philip O’Hara.
  • Freud, Sigmund ve Zweig, Stefan. (1987). YazışmalarParis: Rivages Poche.
  • Sigmund Freud and Salvador Dali-Michael Ungar
  • Stefan Zweig, Die Welt von Gestern: Erinnerungen eines Europäers(Stockholm, 1943) YA.1990.a.17913 (Anthea Bell’in İngilizcesi , Dünün Dünyası(Londra 2009) YC.2011.a.55)
  • BBC- Jane Ciabattari

1 yorum

Yazı hakkındaki görüşlerinizi bildirebilirsiniz.

Input your search keywords and press Enter.