Şimdi Okunuyor:
Veronika Neden Ölmek İstiyor?
Tam İçerik 5 minutes read

Veronika; hayattan zevk almayı bırakmış, yüksek duygulanımlar yaşamaktan korkan hatta dengesini bozacak, hayatının monoton gidişatını değiştirecek her şeyden uzak durmaya çalışan bir genç kadındır. Ama bir dakika! Bu çıkarımlara kitabın daha başında varıyoruz sanmayın. İlk sayfalarda bizi; yaşama son verme kararıyla hafifleyen, etraftaki her şeyi “son kez” görüyor olmanın mutluluğunu yaşayan ve ölümün özgürleştiriciliğine inanarak yuttuğu hapların etki etmesini pencereden dışarıyı izleyerek bekleyen bir kadın karşılıyor. Üstelik Slovenya’nın haritadaki yerinin bilinirliği konusunda hassas olan bir kadın. Veronika’yı hiç alakadar etmeyen bir yazının ilk satırında yer alan “Slovenya nerededir?” sorusu, Veronika’nın intihar mektubunun ana teması olacağını bilebilir miydi? Veronika; Slovenya’nın yerini neredeyse kimsenin bilmiyor olmasına sinirlenerek mi ölmeye karar vermişti?


“Yaşamının son edimi şu dergiye bir mektup yazmak, Slovenya’nın eski Yugoslavya’nın bölündüğü beş cumhuriyetten biri olduğunu açıklamak olacaktı.”


İyi de Veronika söz konusu yazıyı hapları yuttuktan sonra görmüştü. Demek ki Slovenya’nın nerede olduğunu hiç kimsenin bilmemesi onu ölüme götüren sebep değildi. O zaman malum soruyu soralım: Veronika neden ölmek istiyor?


“Kızlarının ölümüne er geç alışırlardı. Ama paramparça olmuş bir kafatasını unutmak imkansızdı.”


Veronika nasıl ölmesi gerektiğine karar verirken etrafı rahatsız, huzursuz ya da mutsuz etme ihtimalini minimum düzeyde tutmaya çalışmıştı. Ailesini daha az travmatize edeceğini düşünerek uyku haplarında karar kılmış, hayatının geri kalanında olduğu gibi riskten uzak, ailesini görece memnun edecek bir yol seçmişti. Ne fazla isyankar ne de çok dikkat çekici. Sessiz ve stabil.


“Peki bugüne kadar enerjisini neye harcamıştı? Yaşamının olduğu gibi devam etmesini garantiye almaya çalışmaya. Ana-babası kendisini çocukluğunda olduğu gibi sevmeyi sürdürsün diye pek çok isteğinden vazgeçmişti – oysa gerçek sevginin zamanla değişip geliştiğini, yeni ifade yolları keşfettiğini bilmiyor muydu?”


Veronika henüz çocukken anne-babası boşanma kararı almış ve Veronika bu boşanmaya engel olmuştu. Fakat ebeveynlerinin, evliliği devam ettirebilmek adına ödediği bedelin altında ezilmiş, varlığını onları mutlu etme ya da en azından tedirgin etmeme üzerine konumlandırmıştı. Her şey için yeteri kadar çabalıyor, haddinden fazla sevinmiyor, üzülmüyordu. Yeni şeylere heves etmiyor, düşmeye fırsat vermediği için kalkamıyor, birbirini tekrar eden günler içinde kendini tekrar eden bir kadın olarak yaşıyordu.


“Korkaklık belki de. Ya da hiç yakanı bırakmayan gerçekleştirememek korkusu.”


Bu üstün uyum ve başkalarını memnun etme çabası Veronika’yı ‘yeterince’ yorduğunda, hayattan ‘istediği’ başka bir şey kalmadığında, varlığı ona ‘anlamsız’ geldiğinde Veronika, ölmeye karar vermişti. Peki Veronika; intihar mektubunu yazdığı güne kadar varlığına bir anlam yüklemek için gerçekten çabalamış mıydı?

James Marcia’nın Kimlik Statüleri Kuramı’na göre, hayır. Kimlik gelişimini ele alan bu kuramda Marcia iki temel olgudan bahseder: Bunalım ve bağlanma. Bunalım; kimlik arayışında olan bireyin yeni yolları “keşfettiği” bir süreçtir. Bağlanma ise kişinin kimliğine yaptığı yatırımdır. Bazen meslek seçimi bazen de benimsenen ideolojidir. Bu iki sürecin işleyişine bağlı olarak dört farklı kimlik statüsü belirir. Dağınık kimlik için bunalım/keşfetme olmadığı gibi bağlanma unsuru da yoktur. Ne keşif ne de bir tercih söz konusudur. İpotekli kimlik bunalım olmadan bağlanmanın olduğu, birey yerine ebeveynlerinin karar verdiği kimlik statüsüdür. Kararsız kimlikte (moratoryum) bunalım varken bağlanma yoktur yahut belli belirsiz bağlanmalar vardır. Başarılı kimlik statüsünde bunalımlar vardır ve birey keşif sonunda başarılı bağlanmalar gerçekleştirir.

Veronika’nın kimlik statüsü (en azından yeni bunalım sürecine girene kadar) ipotekli kimliktir. Ebeveyn sevgisini devam ettirebilmek için pek çok isteğinden kendi kendine vazgeçmesi, hiç risk almaması, yeni bir ülkede yeni bir şirketin iş teklifini reddedip yaşadığı şehrin halk kütüphanesinde işe girmesi, mücadele etmediği için kaybetmemesi ve kazanmaması… Veronika’ya dair çoğaltılabilecek benzer örnekler, olaylar ve kararlar erken bağlanmış kimlik olarak da bilinen ipotekli kimlikte karar kılmamızı sağlar.


“Hiç karşılık istemeyen bu sevgi onu suçluluk duygularına boğmayı başarmış, kendi hayallerini çöpe atmak pahasına bir başkasının beklentilerini yerine getirmek isteğini yaratmıştı.”


Ailesi istediği için piyano çalmayı öğrenen Veronika yine annesi uygun bulmadığı için piyanist olmaktan vazgeçiyordu. Düzeni bozan, risk içeren, ailesini üzebilecek, dengesini yitirmesine sebep olacak her şeyi kendinden çok uzakta tutuyor, cinsel birliktelik sırasında bile yeteri kadar haz alıyor fakat yaşadığı hayatı kabullenemiyor ve  bir türlü anlam veremediği normlara da onları içselleştirmeden ayak uyduruyordu. Savrulmadan ve acılaşarak.


“Yapmak istediği her türlü deliliğe izin verilse bile, ne yapacağını, nereden başlayacağını bilemezdi.”


Kendisine ait bir kimliği henüz kazanamamış genç bir kadın olan Veronika, ipotekli kimliğin mutsuzluğunu yaşamaktan ve tekdüzelikten bunalmıştı. Bunalım sonucu keşfe çıkabileceği sırada ise daha önceleri olduğu gibi bu işe hiç yeltenmemiş, sorunu kökünden hallederek ölmeye karar vermişti.


“İlkgençliğinde seçim yapmak için çok erken olduğuna inanmış, gençliğinde yani şimdi ise değişmek için çok geç kaldığını düşünmüştü.”


Neyse ki kitabın devamında Dr. Igor’un küçük oyunu işe yarıyor da Veronika’nın, tam da korktuğu gibi hayatın yaşamaya değer bir yer olduğunu fark edeceği kimlik arayışına tanıklık edebiliyoruz. Bunalımdaki ya da keşfetme sürecindeki küçük ‘deliliklere’ tanıklık etme şerefine nail olmak… Ne büyük mutluluk.


“İçimde başka, sevebileceğim Veronikalar olduğunu bilmiyordum.”


Kaynakça

Coelho, P. (2000). Veronika Ölmek İstiyor (14. Basım). (H. Pamir, Çev.). İstanbul: Can.

Santrock, J.W. (2015). Ergenlikte sosyoduygusal gelişim. (G. Yüksel (Ed.), Çev.), Yaşam Boyu Gelişim-Gelişim Psikolojisi (13.Basım) içinde (s. 380-412). Ankara: Nobel.

2 yorum

Bir Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlendi *

Input your search keywords and press Enter.