Şimdi Okunuyor:
Değişen Ne?
Tam İçerik 8 minutes read

Bilginin hayatın merkezi konumunda olduğu ve bilişim bir toplum haline geldiğimiz bir dönemi yaşamaktayız. 20. yüzyıldan günümüze hızla ilerleyen teknolojik gelişmeler ve bilişim teknolojileri de bilgi çağının ve değişen toplum yapısını temsil eden bilgi toplumunun köklerini yaratmaktadır (Karabulut, 2015). 1960’lı yıllarda McLuhan, teknolojik araçların bir nevi insan vücudunun uzantıları olduğunu, yapılarının toplumun sosyal gelişmesini sağlayan temel faktör olduğunu belirtmektedir. Ayrıca, gelişen her teknolojinin başka bir teknolojinin körelmesine neden olarak yeni aracın karakteristik özelliklerinin toplumun sosyal yapısını etkileyecek en önemli olgu olduğunu belirterek bu gelişmelerle giderek birbirinden uzaklaşan insanların yeniden bir araya geleceği küresel bir dünya sistemi oluşacağını ifade etmektedir (Doğan, 2012’den akt. Uça Güneş, 2016).

Geleneksel medya araçlarının yerini yeni medya araçlarına bırakıldığı son dönemde ise internet, en önemli keşiflerden biri haline gelmektedir (Karabulut, 2015). Televizyon iletişimde tek taraflı bir sunum söz konusu iken, internet aracılığıyla kurulan iletişimde çift taraflılık söz konusudur. Bunun haricinde internetteki sayfaların sürekli güncellenmesi, en yeni bilgileri anında duyurma ve bu bilgilere kolayca ulaşma imkanı sunmaktadır (Turan ve Esenoğlu, 2006).

Joan Cornellà - instagram

Joan Cornellà

İnternetin icadı ve sonrasındaki gelişmeler toplumlara kendine has ve yeni bir “dijital dünya” ortamı yaratmaktadır (Karabulut, 2015). İnternet kullanıcıları siber-uzayda yaşamaktadır. Siber-uzay, interneti oluşturan bilgisayarlardan oluşan küresel bir ağın şekillendirdiği etkileşim alanı anlamına gelmektedir. Siber-uzayda kişiler artık insanlar olarak değil, birbirlerinin ekranındaki mesajlar olarak görünmektedir (Özener, 2008’den akt. Denizci, 2009: 50). İnterneti sadece okunur halden etkileşimli bir sanal dünyaya çeviren Web 2.0 ağının gelişmesiyle birlikte amacı bilgi alışverişi yapmak, ilgilendikleri alanlardan, aynı fikri paylaştıkları insanlarla tanışmak olan kullanıcılar, kurulan sosyal ağ siteleri ile internet üzerinde toplanmaya başlamıştır. Bu sitelerde oluşan ilişkiler gelişerek sosyal medya kavramını doğurmuştur (Bozkurt, 2010).

Sosyalleşme olgusu günümüzde, bireyin içinde bulunduğu fiziksel koşullarla, etrafındaki insanlar ve mekanlarla tanımlanmasının ötesine geçmiştir. Sosyal medya ağları bireylerin toplumla bütünleşme sürecini dijital kodlarla yeniden tanımladığı platformlar olarak düşünülmektedir (İşman, Buluş ve Yüzüncüyıl, 2016). Sosyal ağ alanı, birbirine benzeyenlerin ve ötekilerin kolayca karşılaşabildikleri, yeni kimlikler oluşturabildikleri, yeni kabilelere dahil olabildikleri, özgür ve devimsel bir yaşam alanı olarak düşünülmektedir (Binark, 2012’den akt. İşman, Buluş ve Yüzüncüyıl, 2016: 612).

Sosyal ağların yaygınlaşmasıyla birlikte, sosyalleşme süreci farklı platformlara tanışmış, sosyal ağlarda yaratılan profiller üzerinden gerçekleşmeye başlamıştır (Akmeşe ve Deniz, 2017). Aynı anda farklı boyutlardan pek çok kişiyle iletişimde olma şansına sahip kullanıcılar, gerçek hayatta olmayacak kadar hızlı ve kontrollü diyalog ortamına dahil olmuşlardır. Sanal dünya bireylere evlerinden sosyalleşme imkanı sunmaktadır; fotoğraflar, videolar, fikirler paylaşılmakta ve yüz yüze ilişkiler ikincil plana itilmektedir. Bireyler bu medyalar aracılığıyla sosyalleşmektedir (Arık, 2010’dan akt. Nizam ve Salğar, 2018: 137).

Bireyler sanal ortamlardaki varlıklarını sanal kimliklerle sürdürmekte ve sosyal ilişkilerini düzenlemektedir. Sanal kimliklerin inşa edilmesi sürecinde birey, olmak istediği ideal kimliği ortaya koymaktadır (Elitaş ve Keskin, 2014). Kişiler sosyal etkileşim esnasında kendilerini kabul edilebilir bireyler olarak sunmaya dikkat etmektedirler. Kendilerini; yeteneklere sahip, ahlak yönünden kusursuz vb. gibi sıfatlar altında sunma ihtiyacı duymaktadırlar. Kullanıcılar arzulanan bir kişi olma yolunda benliklerini tasarlamaktadırlar (İşman, Buluş ve Yüzüncüyıl, 2016).

Sosyal ağların yoğun kullanılmasının özünde kişinin kendi gerçekliğinden kaçarak olmayı istediği kişi gibi davranma özgürlüğüne sahip olması ve sanal benini hayal ettiği şekilde oluşturarak yeni bir ben var etme çabasının olduğu düşünülmektedir. Sosyal yaşamında birey, kendi oluşturduğu sanal beni ile gerçekte var olanla tam tersi bir durum ve karakterde bir kimlik yaratabilmekte ve bu sanal gerçekliğe kendini kaptırarak gerçek beninden uzaklaşabilmektedir (Akmeşe ve Deniz, 2017).

Yaşadığımız dijital çağda zaman, mekan ve insan ilişkilerinin dönüşüme uğradığı görülmektedir. Dijital dünyadaki sosyal ağlar, tanışabilir iletişim araçları ile birlikte insanların yaşamını tamamen kuşatmıştır. Sosyal ağların bireylerin sosyal ve kültürel hayatlarında yarattığı dönüşüm dikkat çekmektedir. Çünkü sosyal ağların toplumsal hayata kattıkları ve götürdükleri çerçevesinde, sosyal medya araçlarının sosyalleşmenin aksine, bireyde yalnızlaşma ve yabancılaşma gibi olumsuzluklara neden olduğu söylenebilmektedir. Günümüzde bireylerin teknoloji karşısında edilgenleşen bir insan modeli ortaya koyduğu görülmektedir (Karagülle ve Çaycı, 2014).

Sosyal paylaşım ağları üzerinden gerçekleştirilen ilişki halinde görselin egemenliğinden söz edilmektedir. Ortamda paylaşıma sokulan materyalin, metnin türü ne olursa olsun, bir ara yüzeyde görüntülenmekte ve metnin yazarı/okuru buna bir görsel üzerinden erişebilmektedir. Ağlar, bu ağlardaki kişiler arası ilişkileri görmek ve gösterilmek üzere işlemektedir (Doğru ve Doğru, 2014: 282). Gerçek yaşamda birini izlemek, birinin özel alanına girmek toplumsal yaşamda hoş karşılanmamasına rağmen, sosyal ağlarda birinin profilini incelemek, takip etmek, onunla ilgili şahsi bilgilere ulaşmak son derece olağan görülmektedir (Akmeşe ve Deniz, 2017).

Joan Cornellà sosyal medya

Joan Cornellà

Ağ toplumunda, sistemin herhangi bir bölgesiyle temasa giren kullanıcılar varlıklarıyla ilgili merkezi hızlı ve incelikli biçimde uyarırlar. Bu uyarının içyüzü hakkında çoğun zaman kullanıcının herhangi bir şüphesi ve endişesi yoktur. Kullanıcılar ağa temas ettikleri noktada görünür hale gelmektedirler (İsmayılov ve Sunal, 2012). Öte yandan bir toplumu var eden teknolojik arka plan, şahsi bilgilerin kolaylıkla ve hızla toplanıp işlenerek dolaşıma sokulmasıyla denetleyenin hem kamusal hem de şahsi alanının derinliklerine nüfus ederek mahremiyeti ihlal edebilmesine olanak sağlamaktadır (Habermas, 2003’den akt. İsmayılov ve Sunal, 2012: 26). Kamusal alan mahrem olanın ifşa edildiği bir alana dönüşmüş, kamusal ve şahsi alan arasındaki sınır geçişken hale gelmiştir (Uğurlu, 2011). Teknolojiye duyulan güven gün geçtikçe sarsılmaktadır. Birey, giderek kendisini yalnız hissetmekte olup dışındaki güçler tarafından kontrol edildiği hissine kapılmaktadır (Dickson, 1974’den akt. Turan ve Esenoğlu, 2006: 71). Teknolojinin bizi daha kolay izlenebilir, fişlenebilir ve yönetilebilir hale getirdiği söz edilebilmektedir (Turan ve Esenoğlu, 2006).

Sonuç

Teknolojinin hızla gelişmesi sebebiyle kişilerin yaşamlarında kültürel ve sosyolojik değişimler yaşanmaktadır. Bilgi ve iletişim teknolojilerinde yaşanan gelişmelerin bir sonucu olarak ortaya çıkan sosyal medya, kişisel yaşamın yapısında bazı değişiklikleri de beraberinde getirmiştir. Sanal dünya çağımızın en etkili iletişim alanı haline gelmiştir. Sosyal yaşam içindeki insanlar yüz yüze iletişimle ve gerçek platformlarda kuramadığı ilişkileri sosyal ağlar aracılığıyla giderme yolunu tercih etmektedir.

Sosyal ağların toplumsal yaşamda büyük bir yer kaplaması sonucunda bireyin bütün yaşam alanlarını etkisi altına aldığı görünmektedir. Kullanıcının sürekli sosyal ağlar aracılığıyla kendine dair paylaşımlarda bulunması, fikirlerini “öteki”lere göstermesi gündelik yaşam pratiklerinde de ciddi değişimleri beraberinde getirmiştir. Kullanıcı başka kullanıcılar tarafından izlendiğinin farkındadır ve o izleyici kitle üzerinde belli bir etki bırakmak istemektedir. Kullanıcı diğer kullanıcıların onayını almak için yeni bir kimlik yaratmaktadır. Bu yeni kimlik “sanal ben”dir. Kişi/kullanıcı sanal gerçekliğe kendini kaptırarak, ideal olarak gördüğü kişiliğe bürünerek varlığını sürdürmektedir ve gerçek beninden uzaklaşmaktadır.

Gözetleme, gözetlenme, takip etme kavramları sanal ilişkiler bağlamında normalleşmiş, insanlar diğerleri ile ilgili özel bilgileri sosyal ağlar aracılığı ile öğrenme ve bu ağlar üzerinden ilişki kurarak varlığını sürdürme eğilimine girmiştir. Teknoloji, bizi yönlendiren, davranışlarımızı ve kimliğimizi yeniden inşa eden bir araç haline gelmiştir. Kullandığımız her teknolojik araç ile arkamızda izler bırakmakta ve başkalarının bizi izlemesine imkan sağlamaktayız.


Kaynakça

  • Akmeşe, Z. ve Deniz, K. (2017). Stalk, Benliğin İzini Sürmek. Yeni Düşünceler, (8), 23-32.
  • Bozkurt, A. (2010). Siyasilerin Sosyal Medya Rüzgarının Farkında. Bilişim Dergisi, (127).
  • Denizci, M. (2009). Bilişim Toplumu Bağlamında İnternet Olgusu ve Sosyopsikolojik Etkileri. Marmara İletişim Dergisi, (15).
  • Doğru, S. ve Doğru, B. Y. (2014, Ekim). Sanal dünyada yaşam pratikleri. Digital Communication Impact International Academic Conference, İstanbul.
  • Elitaş, T. ve Keskin, S. (2014). Sanal Aidiyet Bağlamında Zihinsel Diaspora: Facebook Örneği. Atatürk İletişim Dergisi, (7).
  • İsmayılov, E. K. ve Sunal, G. (2012). Gözetlenen ve Gözetleyen Bir Toplumda, Beden ve Mahremiyet İlişkisi: Facebook Örneği. Akdeniz İletişim Dergisi.
  • İşman, A., Buluş, B. ve Yüzüncüyıl, K. S. (2016). Sosyalleşmenin Dijitale Dönüşümü ve Dijital Benliğin Sunumu. Dijital Medya Sayısı, 1(2).
  • Karabulut, B. (2015). Bilgi Toplumu Çağında Dijital Yerliler, Göçmenler ve Melezler. Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, (21). 11-23.
  • Karagülle, A. E. ve Çaycı, B. (2014). Ağ Toplumunda Sosyalleşme ve Yabancılaşma. The Turkish Online Journal of Design, Art and Communication, 4(1).
  • Nizam, F. ve Salğar, N. Ö. (2018, Mayıs). Yeni Medyada Tek Tıkla Şöhret Üretimi: İnternet Videolarıyla Gelen Şöhret. Uluslararası İletişimde Yeni Yönelimler Konferansı, İstanbul.
  • Turan, S. ve Esenoğlu, C. (2006). Bir Meşrulaştırma Aracı Olarak Bilişim ve Kitle İletişim Teknolojileri: Eleştirel Bir Bakış. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, 1(2). 71-86.
  • Uça Güneş, E. P. (2016). Toplumsal değişim, teknoloji ve eğitim ilişkisinde sosyal ağların yeri. Açıköğretim Uygulamaları ve Araştırmaları Dergisi, 2(2). 191-206.
  • Uğurlu, Ö. (2011). “Postmodern Pazarlama Stratejisi Olarak Dönüşen Mahremiyet: ‘Fulya’nın İntikamı’ Viral Kampanyası Örneği”, Medya Mahrem. Hüseyin Köse (ed.). İstanbul: Ayrıntı: 173-199.
  • Yazıda kullanılan görseller Joan Cornellà’nın İnstagram hesabından alınmıştır.

*Bu yazı Psikoloji Ağı editörleri tarafından Psikoloji Ağı Yayın İlkelerine göre düzenlemiştir.

 

Bir Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlendi *

Input your search keywords and press Enter.
Araç çubuğuna atla