Şimdi Okunuyor:
Salgının Bireysel ve Toplumsal Etkileri: COVID-19
Tam İçerik 11 minutes read

Küresel çapta yaşanan ve ülkemizi de etkisi altına alan Covid-19 salgını için alınan önlemler ve uygulamalar devam ediyor. Bedenimizi etkileyen bu virüs sebebiyle oluşan koşullarda psikolojik sağlığımızı korumak adına önlemler almamız da çok önemli. Bu nedenle Psikoloji Ağı olarak alınabilecek önlemleri yaymak ve ileride oluşabilecek durumlara dikkat çekmek amacıyla hem birey hem toplum boyutunda inceleme ve çıkarımlarda bulunduğumuz bu içeriği hazırladık.

Korku ve Kaygının Ortaya Çıkması

Salgının bazı bireylerde yoğun korku ve kaygı ortaya çıkardığı bir gerçek. Kaygı, tehdit unsuruyla karşı karşıya kalan bireyde bedensel, duygusal ve zihinsel değişimlerle kendini gösteren bir uyarılmışlık durumudur (Şahin, 2011). Kaygı, kişinin başına bir tehlike gelebileceği duygusu, huzursuzluk, gerilim ve korku ile karakterize hoş olmayan bir duygusal durum olarak ifade edilebilir (Öktem, 1981). Kaygının bireyin tehlike unsuruna karşı hazır olmasını sağladığını söyleyebiliriz. Bu sebeple de yaşamımızı devam ettirebilmemiz için oldukça önemli bir role sahiptir. Mevcut durum için örneklememiz gerekirse durumla ilgili hiç kaygı duymayan birisi alınması gereken önlemleri umursamaz ve önlem almazken aşırı kaygılı olarak birisi ise aşırı davranışlarda bulunabilir.  Bu noktada korku ve kaygının ayrımını yapmak önemlidir. Korku, belirgin tehdit unsurlarına karşı ortaya çıkan ve kısa süreli duygusal bir durumdur. Kaygı ise belirgin olmayan ya da kestirilmesi zor bir tehdit karşısında ortaya çıkan uzun süre devam eden bir duygusal durumdur. Yaşanılan korku zamanla geleceğe yönelik bir kaygıya dönüşebilir (Schwarzer, 1993).

Korku ve Kaygının Salgın Sürecindeki Rolü

Korku ve kaygı ortaya çıktığında bazı bilişsel/zihinsel etkileri beraberinde getirir. Korku veya kaygı duyan bireylerin akılcı düşünme becerilerinde düşüş gözlenebilir, olumsuz düşünmeye daha eğilimli olabilir, bu bireylerde bilişsel çarpıtmalar daha sık gözlenebilir. Bu kişiler salgın sürecinde “Kesinlikle hastalığa yakalanacağım, o kadar şanssızım ki salgının beni de etkilememesi imkansız, her şey çok kötü olacak” gibi düşüncelere kapılabilirler.

Ortaya çıkan aşırı korku ve kaygı ile birlikte kişiler kaçınma, kaçma, donup kalma gibi bazı davranışlar ortaya koyabilirler. Salgın göz önüne alındığında gerçek bir tehditten kaçma ya da kaçınma beklendik ve olumlu bir davranış olsa da bireyler akılcı değerlendirmeler yapamayabilir ve bu davranışları aşırı boyutlara taşıyabilirler. Yoğun kaygıda gözlenen başlıca bilişsel hatalardan birisi abartılmış risk algısıdır. Kişi kaçındığı olayın başına gelme ihtimalini aslında olandan çok daha yüksek olarak algılar.

Korku ve Kaygı Yaşayan Bireylere Nasıl Yaklaşmalıyız?

Salgın süresince aşırı korku ve kaygı yaşayan kişiler için yapmamız gereken en önemli müdahalelerden birisi bu kişilere rasyonel bilgi vermektir. Bunun için kişilere korku ve kaygı yaratan duruma yönelik yeterli ve doğru bilginin verilmesi gerekir. Verilen bilgilerin bilimsel destekleriyle birlikte sunulması, farklı kaynaklarla desteklenmesi oldukça önemlidir. Süreçte kişinin mevcut bilgileriyle bilimsel (ve gerçekçi) bilgileri karşılaştırması ve mevcut düşüncelerinin ne kadar gerçekçi olduğunu sorgulaması da istenmeli, böylelikle kişinin abartılı bilişleriyle ilgili farkındalık sağlamasına çalışılmalıdır.

Salgın süresince çevremizdekilere yönelik başvurulabilecek farklı bir teknik ise sokratik sorgulama olabilir. “Bu aşamada danışana bilgi edinmeye dönük sorular sorulur. Kişinin yaşamında olup bitenleri filtre etmesinde, yorumlamasında, yönlendirmesinde ve öngörmesinde etkili olan önemli “evrensel tanımlamaların” bilişsel genellemelerin yanlılıkları saptanır” (Akt. Türkçapar ve Sargın, 2012). Sokratik sorgulama bazı soru türleri içerir. Mevcut süreçte işlevsel olabilecek başlıca soru tipleri, varsayımları inceleme ve kanıtları inceleme tipleridir. Bu soru tiplerinin içerikleri kısaca şöyledir:

Varsayımları inceleme: “Neden?” ve “Nasıl?” ile başlayan sorular karşı tarafa aktarılır. Örneğin, “Neden hastalıktan kaçamayacağını düşünüyorsun? Hastalıktan kaçamayacağın düşüncesi nasıl ortaya çıkıyor?” gibi bir soru yönlendirilebilir.

Kanıtları inceleme: Karşı tarafın mevcut düşüncelerini destekleyen ve desteklemeyen kanıtlar ortaya konulur. Bu noktada bilimsel verileri sunmak ve kaynaklı bilgiler vermek de önemlidir.

Önemli ve kritik noktalardan birisi ise kişilerin kaygıyı artıracak unsurlardan uzak durması ya da tutulmasıdır. Özellikle sosyal medya ve anlık ileti uygulamaları aracılığıyla gerçek dışı ve kişileri paniğe sürükleyecek içerikler devamlı olarak paylaşılmaktadır. Bu bağlamda hepimize önemli bir sorumluluk düştüğü gibi kendimizi korumak amacıyla da dikkat etmemiz gereken hususlar var. Yalnızca resmi kurumların açıklamalarını takip etmemiz, doğruluğundan emin olmadığımız hiçbir bilgiyi yaymamamız hatta başkalarının hatalı bilgi edindiğini fark ettiğimiz noktada uyarmamız gerekiyor. Bu süreçte çok fazla bilgiye maruz kalmak kaygı seviyemizi yükseltebilir, öte yandan hiç bilgi edinmemek ise mevcut gerçekliğe kayıtsız ve duyarsız kalmamıza neden olabilir. Bu nedenle bilgi edinme sürecinde daha sağlıklı kaynakları gündelik bir düzende belli bir süre takip etmek daha dengeli bir yaklaşım olabilir. Özetle yeteri kadar bilgi edinmemiz, günlük yaşantımızda da bu konuya yeteri kadar yer vermemiz gerekiyor.

Günlük Yaşantımızı Kontrol Altına Alabiliriz

Salgın nedeniyle bir süre evlerimizde kalmamız gerekeceği için pek çoğumuzun günlük rutinleri değişti ve vaktimizin büyük çoğunluğunu hatta belki tamamını evlerimizde geçiriyoruz. Günlük rutinlerin değişmesi rahatsız edici olabilir ancak önemli olan durumu kabullenip çözümler üretmektir. Ayrıca unutmamalıyız ki günlük yaşantımızın içeriği değişmiş olsa bile bazı rutinlerimizi devam ettirebiliriz. Örneğin, güne her zaman başladığımız saatte başlamaya devam edebilir, öğün saatlerimizi ve sıklığımızı aynı tutabiliriz. Bu süreçte içeriği değişen günlük yaşantımızı en uygun şekilde tasarlayabilir, biriken işlerimizi tamamlayabilir ya da imkan varsa mevcut işimizi evden sürdürecek imkanı yaratabiliriz. Evde bulunmamızın aile bireyleriyle daha fazla vakit geçirebilmek adına bir fırsat olduğunu da hatırlatmak da fayda var. Pek çok uzmanın da tavsiye ettiği gibi bu süreçte kendimize yeni uğraşlar edinebiliriz. Bu durumu bir fırsata çevirerek “vaktim olsa da yapsam” dediğimiz ve mevcut şartlarda yapmaya uygun pek çok etkinliği hayata geçirebiliriz. Unutmamalıyız ki yaşantımızın değişmiş olmasına ve şu an hayatımızın bizim kontrolümüzde olan kısmının azalmış olmasına karşın bizim kontrolümüzde olan hala büyük bir kısmı var. Bu kısımla ilgili planlar yapmak ve şekillendirmek bu dönemde en işlevsel davranış olacaktır.

  • Yeteri kadar bilgi edinin ve aşırı bilgiye maruz kalmaktan kaçının.
  • Bilgiyi resmi kaynaklardan edinin.
  • Salgın konularının günlük yaşantınızı kaplamasına izin vermeyin.
  • “Vaktim olsa da yapsam.” dediklerinizi gözden geçirin
  • Haftanızı planlayın
  • Yeni uğraşlar edinin.
Unutmayın;
  • Bu durumu hep birlikte yaşıyoruz, yalnız değilsiniz.
  • Psikolojik olarak yaşadığınız değişiklikler sizin için baş edilemez bir hal aldıysa profesyonel destek almanız gerekir. Psikolojik sağlığınız da en az beden sağlığınız kadar önemlidir.

Psikolojik sağlığı bireysel boyutta klinik psikoloji gözünden inceledik, peki sosyal psikoloji toplumsal durum hakkında nasıl yol gösterebilir?

Medyadaki haberler ve sosyal medya salgının toplum üzerindeki etkilerini nasıl değiştiriyor? Kitle iletişim araçları hastalık ve salgın durumunda hem olumlu hem de olumsuz etkiler yaratmaktadır. Virüs hakkında bilgilendirme, korunma yöntemleri gibi bilgilerin yer alması salgının yayılmasına engel olmaktadır. Bilginin hızlı yayılımını ve karşılıklı etkileşimi sağlayan sosyal medyanın daha önce kuş gribi salgınında Çin’de etkili olduğu gözlemlenmiştir (Vos ve Buckner, 2016). Kuş gribine yönelik atılan tweetlerin salgın hakkında toplumu bilgilendirdiği bulunmuştur.  Yapılan diğer bir çalışmada Facebook kullanıcılarının Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’nin paylaşımlarının altına yaptıkları yorumlarda toplumu bilinçlendirdiği tespit edilmiştir (Strekalova, 2017). Jones ve Salathe’nin (2009) çalışmasında H1N1 virüsünün (fluenza A/Domuz Gribi)  salgınında bireyler hastalık hakkında internet yoluyla bilgi edindiklerini göstermiştir. Türkiye’de yapılan bir çalışmada ise medyadaki hastalıkla ilgili haberlerin aşı olmaya teşvik ettiği tespit edilmiştir (Savaş ve Tanrıverdi, 2010).

Kitle iletişim araçlarının olumlu etkileri gibi salgınlara olumsuz etkileri de olmuştur. İnsanlar bir haberin doğru mu yoksa yanlış mı olduğunu anlamakta zorlanabilirler (Shu, Sliva, Wang, Tang ve Lui, 2017).  Yayılan habere karşı görüşlerin saçmalık ve cahillik olduğunu düşünülmesi ve bireyin kendi düşüncesiyle haber örtüştüğünde yalan haberlere inanma olasılığı artar. Birey haberin doğru olmadığını düşünse bile gruba ters düşme korkusu, habere inanların sayısal fazlalığı nedeniyle uyum sergiliyor olabilir. Bu toplumsal etkinin bir göstergesidir. Sosyal medya platformlarında yalan haberler kolayca yayılabilir (Shu, Sliva, Wang, Tang ve Lui, 2017). Türkiye’deki haber sitelerini incelen araştırmada siteleri %68,14’ü “yalan/sahte haber” ilgili içerik bulunmuştur (Şener, 2018). “Virüsün boğazda 4 gün kalması”, “sirke içmenin virüsü yok etmesi” gibi bilgilerin dolaşması toplumun hatalı bilgilenmesine sebep olmuştur. Türkiye’de H1N1 virüsünün aşısına yönelik sağlık görevlileriyle yapılan bir çalışmada salgının önemi, salgının öldürme tehlikesinin bilinmesine rağmen sadece %12.7’si aşı olmuştur (Savaş ve Tanrıverdi, 2010). Aşı olmama kararında “başbakanın aşı olmayı kişisel olarak reddetmesi” ve “medyada aşı hakkında olumsuz haberler” gibi nedenler etkili olmuştur. Başbakanı rol model alarak onun gibi aşı olmama söz konusudur. Öğrencilerle yapılan bir çalışmada katılımcılar medyada SARS ile ilgi gereğinden fazla yer verdiğini düşünmesine rağmen çoğunluğu SARS ile ilgili sorularda hatalı cevap vermişlerdir (Bergeron ve Sanchez, 2005). Bergerson ve Sanchez’e göre (2005) bunun nedeni bilgiye medya maruziyetinin etkisi olmadığıdır. Bu durumda salgın konusunun ne kadar yer aldığı önemli değildir, önemli olan ne kadar etkili yer aldığıdır. Türkiye’de H1N1 virüs salgınında “medyadaki ölüm haberleri” sağlık çalışanlarının aşı olmasında etki sağlamıştır. Bu durum korku uyandırma ile tutum değişikliğinin bir örneğidir.

Bir yandan kendi izolasyonunu sağlayan evinde kalan kesim varken bir yandan da okulların ara vermesini tatil olarak algılayan ve dışarıda gezen bir kesim söz konusudur (Leung, Lam, Ho L., Ho S., Chan ve diğ., 2003). SARS salgınında eğitim düzeyleri az olan “geleneksel risk alan” erkeklerin bireysel ve toplumsal olarak daha az önlem almakta olduğu bulunmuştur. Toplumsal cinsiyetin sonucu olarak korkusuz ve güçlü olarak nitelendirilen erkeğin “geleneksel risk alan” olarak kabul edilmesi sonucu salgına yönelik önlem alamaya itiyor olabilir. Bireyin zarar görmeyeceğine inanması, düşük kaygı düzeyi ve bilgi eksikliği nedeniyle kendi ve çevresindekilerin sağlığı için risk oluşturmaktadır.

H1N1 virüsünün Dünya Sağlık Örgütü tarafından yaygınlığı 5. düzey olarak belirlenmesinin ilk 8 gününde yapılan çalışmada temastan kaçınan kişilerin hastalıktan korunması yüksek olduğu bulunmuştur (Jones ve Salathe, 2009). Bu sonuç bireyin hastalığın bulaşmasının kaygılanan kişilerin teması azaltması veya duygusal destek sağlayan kişilerin az olan bireyler kaygılarını kontrol edemeyerek alınan önlemleri artırması olabilir (Jones ve Salathe, 2009). Bu çalışma bireyin salgına yönelik katkısının olumlu etkinin olduğunu göstermiştir.

Evrimsel psikoloji bağlamında değerlendirildiğinde kaygı gelen tehdide karşı hayatın devamını sağlayacak önlemleri içerir (Sartori,  Landgraf ve Singewald, 2011). Bu durumda salgın tehdidine karşı hayatta kalmak için birey önlem almaktadır. İçedönük bireyler sosyal kaygılara sahiptir (Aslan, 2016). Bu nedenle duygusal desteklerin az olması onları önem almaya yönlendirmektedir. Toplumun SARS virüsüne karşı bilgi ve önlemlerini araştıran bir çalışmada orta seviyede kaygı duyan bireylerin yüksek düzey kaygısı olaylara kıyasla daha fazla önlem aldığı bulunmuştur (Leung, Lam, Ho L., Ho S., Chan ve diğ., 2003).  Bu bireydeki yüksek düzeydeki kaygının bireydeki olumsuz etkilerinin yanı sıra salgından korunmaya daha çok etkisi olmadığını göstermektedir.

Kaynakça

  • ASLAN, M. Ö. (2016). Davranışsal ketlenme, sosyal içedönüklük, utangaçlık ve sosyal ilgisizlik üzerine bir derleme. Electronic Journal of Social Sciences, 15(57).
  • Bergeron, S. L., & Sanchez, A. L. (2005). Media effects on students during SARS outbreak. Emerging infectious diseases, 11(5), 732.
  • Jones, J. H., & Salathe, M. (2009). Early assessment of anxiety and behavioral response to novel swine-origin influenza A (H1N1). PLoS one, 4(12).
  • Leung, G. M., Lam, T. H., Ho, L. M., Ho, S. Y., Chan, B. H. Y., Wong, I. O. L., & Hedley, A. J. (2003). The impact of community psychological responses on outbreak control for severe acute respiratory syndrome in Hong Kong. Journal of Epidemiology & Community Health, 57(11), 857-863.
  • Sartori, S. B., Landgraf, R., & Singewald, N. (2011). The clinical implications of mouse models of enhanced anxiety. Future neurology, 6(4), 531-571.
  • Savas, E., & Tanriverdi, D. (2010). Knowledge, attitudes and anxiety towards influenza A/H1N1 vaccination of healthcare workers in Turkey. BMC infectious diseases, 10(1), 281.
  • Shu, K., Sliva, A., Wang, S., Tang, J., & Liu, H. (2017). Fake news detection on social media: A data mining perspective. ACM SIGKDD Explorations Newsletter, 19(1), 22-36.
  • Strekalova, Y. A. (2017). Health risk information engagement and amplification on social media: News about an emerging pandemic on Facebook. Health Education & Behavior, 44(2), 332-339.
  • Şener, N. K. (2018). “Doğruluk Kontrol Merkezi” ve “Yalan Haber” Kavramlarına İlişkin İçeriklerin Medyada Yansımasının Araştırılması. Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi, (29. Özel Sayısı), 355-373.
  • Vos, S. C., & Buckner, M. M. (2016). Social media messages in an emerging health crisis: tweeting bird flu. Journal of health communication, 21(3), 301-308.
  • Şahin, C. (2011). Okul yöneticilerinin yönetici kaygı düzeylerinin çeşitli değişkenlere göre incelenmesi. Ahi Evran Üniversitesi Kırşehir Eğitim Fakültesi Dergisi, 12(4), 143-161.
  • Öktem, Ö. (1981). Anksiyetenin öğrenmeye ve hafızaya etkisi. İstanbul.
  • Türkçapar, M.H., Sargın, A.E.  (2012). Bir Teknik Sokratik Sorgulama ile Yönlendirilmiş Keşif.
[/vc_row]

Berker A. GONCA
Latest posts by Berker A. GONCA (see all)

 

Bir Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlendi *

Input your search keywords and press Enter.