Şimdi Okunuyor:
Cinsel Terapiler
Tam İçerik 11 minutes read

Dünya Sağlık Örgütüne göre sağlıklı cinselliğin tanımı; “Kişiliği, sevgiyi, iletişimi geliştiren, entelektüel, duygusal, somatik ve sosyal bileşenleri olumlu yönde etkileyerek güçlendiren ve birleştiren bir bütündür” (Özkan, 2001). Bu açıdan bireyin cinsel yaşamını özgür seçimleri doğrultusunda, zorlama olmadan, zarar görmeden ve mutlu bir biçimde sürdürebilmesine cinsel sağlık denir. Cinselliği bireylerin tutumları, değerleri, fiziksel görünüşleri, duyguları, değerleri, içinde yaşadıkları toplum ve kişilik özellikleri gibi faktörler şekillendirir. Cinsellik doğum öncesi başlayıp ömür boyu sürer, ahlaki ve kültürel normlardan etkilenir. Cinsellik; zevk almayı, zevk vermeyi ve üremeyi içerir. Peki cinsellik bahsedilen tanımların dışına çıkarsa yani kişilerin cinsel yaşamında sağlık, doyum, istek ve mutluluğun azalması ya da hiç olmaması beraberinde hangi sorunları getirir ve bu sorunların altında yatan temel problem veya problemler neler olabilir?

Cinsel sorunlar primer ya da sekonder olabilir. Bireyin cinsel yaşantısı başladığından beri sürekli aynı sorunu yaşaması primer bir bozukluktur. Cinsel işlevselliğin belli bir doyumdayken sonradan bozulması ise sekonder olanıdır. Mesela vajinusmus toplumumuzda primer bir bozukluk iken sertleşme güçlüğü genellikle sekonder bir bozukluktur. Cinsellik kavramı çok boyutlu ve birkaç farklı aşamalardan oluşan bir döngüdür. Cinselliğin aşamaları cinsel istek, cinsel uyarılma (kadında vajinal ıslanma, erkekte peniste sertleşme) ve orgazma ulaşmasıdır. Alanyazında cinsel uyarana gösterilen tepki sırasıyla; uyarılma evresi, plato evresi, orgazm evresi ve çözülme evresi olmak üzere dört evreye ayrılmıştır (Kinsey 1948, 1953; Masters ve Johson 1994). Cinsellikte sanılanın aksine en önemli organ vajina ya da penis değildir.

Cinselliğin merkezi ve cinsellikte en önemli organ beyindir. Bu sebepten uyarılma ve orgazm evrelerinin yanı sıra cinsel isteğin de önemli olduğunu belirtmek gerekir. Cinsel istek, fantezi, dürtü ve motivasyon oluşmasında testesteron, dopamin ve adrenalin gibi hormonal sistem önemlidir. İlk evre olan uyarılma evresi cinselliği uyaran fantezilerle bağlantılı olarak ortaya çıkan cinsel istek ve ilgiye işaret eder (Kaplan, 1974). Plato evresinde heyecan yani fizyolojik tepkilere bağlı olarak çıkan cinsel zevkin öznel olarak yaşanması ve orgazmla bu zevkin tepe noktasına ulaşmasıdır. Son aşama olan çözülme ise orgazmı izleyen bir rahatlama ve kendini iyi hissetme halinin ortaya çıktığı bir aşamadır (Masters ve Johson, 1994). Bu aşamaların birinde ya da birden fazlasında meydana gelen bozulmalar cinsel sorun ya da cinsel işlev bozukluğu olarak ortaya çıkmaktadır.

Cinsel işlev bozukluklarının hem psikolojik ve hem de bedensel (organik) sebepleri vardır. Çoğu kez psikolojik ve organik sebepler sorunun ortaya çıkmasında beraber rol oynar. Bazen cinsel işlev bozuklukları stres, anksiyete, depresyon, ilişki problemleri ve sağlıksız yaşam biçimi gibi problemlerle ilişkili olabilir ya da bu problemlerin etkisiyle bozukluk daha kötü bir gidişat sergileyebilir.

Cinsel problemler oldukça yaygındır ve çoğu kadın ve erkek hayatının belli dönemlerinde bu sorunları yaşayabilir. Sorunlar ilk gece korkusuyla başlayıp sonrasında devam edebilir. Problemlerin ortaya çıkmasında kültürel ve psikososyal etkenler beraber eşlik edebilir. Bu etkenleri doğuştan gelen özellikler, yetişme koşulları, aile tutumu, yetiştiği alt kültürün cinselliğe bakışı, yaşanılan psikolojik travmalar, eğitim ve sonradan kazanılan özellikler diye sıralayabiliriz. Erken çocukluk döneminde meydana gelen bilinçaltı çatışmalar, çocukluk ve ergenlik dönemindeki psikoseksüel gelişim dönemindeki aksaklıklar, çiftler arasındaki uyum ve iletişim problemleri, geleneksel yetiştirme tarzı, çiftlerden birinde olan depresyon ya da cinsel işlev bozuklukları ve kişilerin kendi bedenleri hakkındaki negatif inanç ve düşünceleri olabilir.

Cinsel problemler bireylerin seksten zevk almalarına ya da seks yapmalarına sıklıkla engel oluyor ya da bireyler bu durumu bir sorun olarak görüyorsa işlev bozukluğu olarak değerlendirilir. Cinsel işlev bozukluklarının sıklığı ve cinselliğin önemini belirlemek için yapılan bir araştırmada kadınların %76’sı, erkeklerin %82’si kişinin benlik saygısı ve bir ilişkinin yürütülebilmesi için tatmin edici bir cinsel yaşantının çok önemli olduğunu belirtmişlerdir (Nicolasi ve ark., 2004). Her cinsel işlev bozukluğu farklı ve bu durumu yaşayan kişiye göre bireyseldir. Cinsel işlev bozuklukları eğer organik bir sebepten kaynaklanmıyor ise tedavisi için cinsel terapiste başvurulmalıdır. Kadın doğum uzmanları ya da üroloji uzmanları ancak organik kökenli cinsel işlev bozukluklarının tedavisini yapabilirler.

Kadınlar ve erkeklerde farklı cinsel işlev bozuklukları görülmektedir. Kadınların yaklaşık olarak yarısı cinsel işlev bozukluğu (CİB) problemi yaşamaktadır. Kadınlarda görülen problemler genellikle orgazmla ilgili problemler, düşük libido veya azalmış cinsel istek ve cinsel birleşme sırasında ağrı hissedilmesidir. Erkeklerde yaşanan cinsellikle ilgili problemler ise boşalma, sertleşme ve libidoyla alakalıdır. Cinsellikle alakalı bu problemler tüm erkekleri etkileyebilir fakat yaşlı erkekler arasında görülme oranı daha sıktır. Cinsel işlevlerin ara sıra bozulması patolojik değildir. Tanı için sürekli ve yenileyici olması gerekir. En sık karşılaşılan cinsel problem erkeklerde % 40 oran ile erken boşalma olmasına rağmen tedavi için en sık başvuru sebebi sertleşme bozukluğudur bunun sebebi cinsel birleşmeye engel olmasıdır. Çok ağır erken boşalma bozukluklarında mesela 1 dakika gibi süren erken boşalma durumlarında genellikle cinsel partnerin talebiyle tedaviye başvurulmaktadır. Yaşa bağlı olarak erkeklerde erken boşalma oranı ve altında yatan sebepler değişmektedir.

Genelde 40 yaş altı erkekler psikolojik sebeplerle, 40 yaş üstü erkekler organik nedenlerle birlikte daha fazla oranda erken boşalma sorunu için tedaviye başvurmaktadırlar. Erkeklerde zor boşalma ya da orgazm olamama sorunu nispeten az görülmektedir. Klasik Kinsey çalışmasına göre kadınların %10’u hiç orgazm yaşamadıklarını belirtmişlerdir. Levine ve Yost (1976), kadınların %5’inin yaşamları boyunca orgazm yaşamadıkları bulgusuna ulaşmışlardır. Kadınlarda orgazm bozukluğunun yaşanmasında cinsel bilgi eksikliğinin rolü fazladır. Ayrıca kadınlarda cinsel isteksizlik görülme oranı daha fazla olmasına rağmen vajinusmus şikayetiyle tedaviye başvurma oranları daha fazladır.

Ülkemizde vajinusmus görülme sıklığı batı ülkelerinden daha fazladır. Bunun sebebi cinsellikle ilgili mitlerin yaygınlığı, kadınların cinsel organlarını tanımamaları, cinsellikle ilgili katı ve tutucu değer yargılar, bekarete abartılı önem verilmesi, kadınlarda cinsel deneyimin aşamalı gelişmeyip doğrudan cinsel birleşme ile başlamasının olduğunu söyleyebiliriz. Kadınlarda görülen bir diğer cinsel işlev bozukluğu ise cinsel ilişki sırasında veya cinsel ilişki sonrası genital bölgede yaşanan ağrı ve acıdır. Genital bölgede yaşanan ağrıların bölge çevresinde sistit, kist ve enfeksiyon gibi fiziksel nedenlerinin olabileceği gibi cinsel travma hatıraları, yoğun kaygı, yanlış öğretiler ve olumsuz düşünceler gibi psikolojik sebepler de bu sorunda etkili olabilmektedir (Tuğut, 2016).

Cinsel işlev bozuklukları hakkında genel bir bilgi verdikten sonra cinsel işlev bozukluklarının altında yatan psikolojik sebepler ve cinsel terapi uygulamalarının ve psikoterapinin işleyişine değinmekte yarar var. Cinsel işlev bozukluklarının tedavisi psikoterapidir. İlaç tedavisi birkaç özel durum dışında faydasızdır ( Çeri, 2008). Cinsellikle ilgili ilk terapi çalışmaları 1960 yılında William Masters ve Virgina Johson tarafından, birçok cinsel sorunun eğitim ve bazı masaj teknikleriyle çözülebileceğini göstermesiyle başladı (Masters ve Johson, 1966). Cinsel terapistlerin öncelikli amacı başvuran bireyleri cinsellik konusunda eğitmektir. Bireylerin yaşam öyküleri alınarak ve sorular sorularak sorunun kaynağı tespit edilmeye çalışılır. Eğer yaşanan problemlerin temeli fizyolojik nedenlerden kaynaklanıyorsa terapist danışanı üroloji, dahiliye ya da kadın doğum uzmanı gibi ilgili alanlara yönlendirmelidir.

Cinsel terapilerde Bilişsel Davranışçı Terapi ve Çift Terapisi tekniklerinden faydalanılır ve gerekli durumlarda bireysel psikodinamik psikoterapi kullanılabilinir. Psikanalitik yaklaşıma göre cinsel işlev bozuklukları bilinçaltında yatan çatışmalardan kaynaklanmaktadır. İnsanın, doğumundan itibaren erotik odaklı ve bu erotizmi doyurmaya dayalı bir varlık olduğunu temel alan psikoseksüel kuram; erotizmin doyurulmaması durumunda ilerleyen yaşlarda ortaya çıkan nevrotik sorunları bilinçaltı çatışmalara ve haz noktasının tatmin edilmemiş olmasına bağlamıştır. Freud’a göre insanın yaşama motivasyonu yani cinsel enerji anlamına gelen libido kavramı insanı yaşama bağlayan yegane şeydir. Bilinç dışında bastırılan cinsel arzuları ortaya çıkartır ve libidonun tatminsizliği insanı hasta eder. Günlük hayatta yaşanan her şey libido üzerinde etkilidir. Sevinç, heyecan, tokluk gibi şeyler libidoyu artırırken üzüntü, stres, açlık gibi olumsuz yaşantılar libidoyu düşürmektedir.

Psikanalitik bakış açısına göre analist, bilinçaltında yatan çatışmaların bastırılmış nedenlerini tespit edebilmek ve tedavi yöntemini belirlemek için belirtinin yani semptomun sembolik anlamını bulmak için çalışır. Çağdaş psikanalistlerin çoğunluğu terapide psikanalizle birlikte bilişsel davranışçı yöntemleri kullanmaktadırlar. Çağdaş terapistlerin çoğu, çiftlerin hem cinsel hem de ilişkisel sorunlar yaşadıklarını düşünmektedirler (Losen & Leiblum, 1995).

Eşler arasındaki zayıf iletişim cinsel işlev bozukluğunun ortaya çıkmasını tetiklemektedir. Cinsel işlev bozukluklarının tedavisinde en sık kullanılan yöntem olan bilişsel davranışçı terapi ödevlere dayanan bir metottur. Tedaviye başvuran bireyin önce cinsel öyküsü alınır, daha sonra cinsellikle ilgili bilgilendirilmesi, anatomi ve fizyoloji bilgisi verilmesi önemlidir. Sistematik duyarsızlaştırma, kaygının azaltılması ve beceri eğitimi ile birleştirildiğinde başarılı sonuçlar vermektir. Birey ya da çiftlere; genital alan dışı ya da genital alanlara odaklanma egzersizleri, nefes alma ve gevşeme egzersizleri, aşamalı vajina genişletme egzersizleri, cinsel birleşme yasağı, aşamalı koitus egzersizleri, rol yapma ve hayalleme egzersizleri, mastürbasyon ve birleşme egzersizleri, dur ve yeniden başla gibi teknik ve uygulamalar öğretilir. Tedaviye başvuran bireylerin cinsel sorunlarına göre farklı metotlar uygulanmaktadır ve evde uygulayacakları cinsel egzersizler verilmektedir.

Davranışçı açıdan tanımlanırsa cinsel davranışlar da diğer davranışlar gibi öğrenilmiş davranışlardır ve cinsellikle ilgili altta yatan olumsuz tutumlara kişinin uzak ya da yakın geçmişindeki yaşantıları sebep olmaktadır. Bilişsel davranışçı terapilerde amaç yanlış öğrenilmiş tepkilerin yeni ve doğru tepkilerle yer değiştirmesini sağlamaktır. Terapi seansları haftada bir ya da iki haftada bir olabilir. Terapi seanslarının sıklığı, terapinin süresi ve terapinin başarıya ulaşması bireylerin verilen ödevleri yani egzersizleri uygulamak için ne kadar zaman ayırdığı ve egzersizleri ne kadar önemseyerek uyguladığına bağlı olarak değişmekte fakat genellikle 8-12 seans sürmektedir. Ayrıca başvuran çiftlerde aşk ve şefkat dozu abartıya kaçmadan sevgi ilişkisinin varlığı, tedavi şansını artıran en önemli faktördür.

Toplumumuzda görülen cinsel sorunların büyük bir çoğunluğunun altında yatan temel sebep eğitim düzeyinden bağımsız olarak cinsel bilgi eksikliğidir. Cinsel bilgi eksikliğinin yanı sıra cinsel deneyim eksikliği, muhafazakar ve baskıcı ortamda yetişme ve cinsellikle ilgili ön yargılar da cinsel işlev bozukluklarında önemli rol oynamaktadır. Bu katı yargılar ve etkenler kendini ve karşı cinsi tanımayan, takıntılı, özgüveni düşük, cinsellik alanında ilgisiz ve bilgisiz ya da tam tersi abartılı beklentileri ve söylemleri olan bireyler yaratmaktadır. Ayrıca cinselliğin yalnızca erkeğe özgü, erkeklerin cinselliği istemeye, doyuma ulaşmaya ve zevk almaya hakkı olduğu şeklindeki inancın yaygınlığı hakim olmaktadır. Erkeğe olan yaklaşımın tersine kadınlar için cinsellik haz ve doyum değil görev alanı olarak görülmektedir. Erkeğin tatmini, ailenin huzuru, neslin devamı için cinsellik çok önemli iken kadının cinsellikten haz alması beklenmemektedir. Oysa sağlıklı bir yaşam, evlilik ya da beraberliğin sürdürülebilmesi için her iki cinsin de sağlıklı, doyumlu ve mutlu bir cinsel hayatı olması gerekmektedir.

Ayrıca partnerlerin birinde var olan bir sorun bir zaman sonra diğer eş için de cinsel soruna sebep olabilmektedir (İncesu, 2004). Bu sebeplerle cinsellik eğitimi çocukluk ve gençlik yıllarından itibaren verilmelidir. Çünkü bugünkü tutumlarımız doğduğumuz andan itibaren farkında olarak ya da olmayarak etrafımızdan direkt veya dolaylı olarak edindiğimiz bilgilerle şekillenir. Ayrıca şunu biliyoruz ki hepimizin ilk aşk objesi annesidir. Anneyle olan nesnel bağ süreç içerisinde değişerek dış dünyaya aktarılır ve sosyalleşme sağlanmış olur. Cinsellik anne-babanın verdiği eğitimle temellenir ve anne babanın desteği ve kontrolü altında okulda da devam etmelidir. Ergen ve gençlere verilecek cinsel eğitim sağlıklı kişilik gelişimini olumlu yönde etkiler. Ayrıca erken başlangıçlı cinselliğe ve cinsel istismara karşı koruma sağlar. Cinsel mutluluk yalnızca cinsel ilişki ile sınırlı değildir. Cinsel mutluluğumuz cinsel kimliğimizi, cinsel kimliğimiz sosyal kimliğimizi etkiler ve bu süreç yaşantımız boyunca başarılarımız ya da başarısızlıklarımız üzerinde etkili olmaktadır.


Kaynakça

  • American Psychiatric Association. (2013). Diagnostic and statistical manual of mental disorders (5th ed.). Arlington, VA: Author.
  • Binik, Y. M. and Hall, K.S.K. (2014). The future of sex therapy: Principles and practise of sex therapy. (5th ed.). https:/doi.org/10.1080/14681994.2014.997697
  • Byers, E.S. (2005). Relationship satisfaction and sexual satisfaction: A longitidunal study of individuals in long-term relationships. J Sex Res.
  • Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği (CETAD). (2011). Cinsellik ve cinsel eğitim. Erişimde: http://www.tapv.org.tr/content/file/kitaplar/kitap_cinsellikcinselegitimkonferansi.pdf
  • Draper, L. (2019). Sexual dysfunction in men and women. 2019 tarihinde Dr. Louisa Draper https://onlinedoctor.superdrug.com/sexual-dysfunction.html adresinden alındı.
  • Kiper, C. (2015). Cinsel eğitim. Cinsel Sağlık- Evlilik ve Aile Danışmanlığı. http://www.cisead.org/cinsel-saglik/cinsel-egitim.html adresinden alındı.
  • İncesu, C. (2014). Cinsel işlevler ve cinsel işlev bozuklukları. Klinik Psikiyatri, 3, 3-13.
  • Şahin, H. N., Batıgün, D.A., & Pazvantoğlu A.E. (2011). Cinsel işlevlerdeki sorunlarda kişilerarası tarz, kendilik algısı ve öfkenin rolü. Türk Psikiyatri Dergisi, 1, 18-25.
  • Pazvantoğlu, O. (2016). Cinsel işlev bozuklukları, 26.02. 2019 tarihinde Doç. Dr. Ozan Pazvantoğlu: http://www.ozanpazvantoglu.com/calisma-alanlarim/cinsel-islev-bozukluklari adresinden alındı.
  • Tuğut, N. (2016). Cinsel işlev bozukluğu ve güncel yaklaşımlar. Türkiye Klinikleri J Obstet Womens Health Dis Nurs Special Topics, 2(1), 70-5.
  • Tuğrul, C. (1998). Cinsel işlev bozukluklarının psikolojik nedenleri. Cinsel Sorunlara Genel Yaklaşım, Cinsel İşlev Bozuklukları Monograf Serisi 2, N. Yetkin, C. İncesu (Ed.), İstanbul: Roche.
  • Tükel, A. (2013). Cinsel işlev bozuklukları ve cinsel tedaviler. 2019 tarihinde Dr. Aytül Tükel –www.iyihissetmek.tv 19 Kasım 2013. https://www.youtube.com/watch?v=RjWHMHBYMQg adresinden alındı.
  • Uluhan, E. (2019). Cinsel terapiler. 2019 tarihinde Dr. Emine Filiz Uluhan http://www.antalyapsikiyatrist.com/cinsel-terapi/cinsel-islev-bozukluklarinda-bilissel-davranisci-terapi adresinden alındı.
  • Dünya Sağlık Örgütü. (2010). Cinsel sağlık programları geliştirme: Eylem için bir çerçeve çalışması. WHO / RHR / HRP / 10.20, 2010. Erişim adresi: https://apps.who.int/iris/bitstream/handle/10665/70501/WHO_RHR_HRP_10.22_eng.pdf?sequence=1

*Bu yazı Psikoloji Ağı editörleri tarafından Psikoloji Ağı Yayın İlkelerine göre düzenlemiştir.

Bir Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlendi *

Input your search keywords and press Enter.