Şimdi Okunuyor:
Bir İnsanlık Meselesi: İnsandışılaştırma (Dehumanization)
Tam İçerik 6 minutes read

Tarih boyu Nazilerin (1941-1945) milyonlarca insanı katletmesinin, Vietnam Savaşı (1955-1975) sırasında herkesi öldürme emrinin uygulanmasının ya da Ruanda’da (1994) yaşanmış vahşetin insanlığa ve vicdana uygun olmadığı konuşulmuştur. Bu gibi “insanlık suçu ve ahlak dışı” olarak adlandırılan davranışlar sergileyen birey, suçluluk ve utanç gibi oldukça rahatsız edici duygular hissetmektedir (Sheikh ve Janoff-Bulman, 2010; akt. Gezici-Yalçın, Şenyurt, Gültepe ve Coşkun, 2016). Bu doğrultuda birey, ahlak dışı davrandığı için bu olumsuz duygunun yarattığı baskıdan uzaklaşmak üzere ahlaki uzaklaşma yoluna gidebilir (Gezici-Yalçın ve ark., 2016). Ahlaki uzaklaşma, Bandura’nın tanımladığı gibi bireyin kendi davranışından duyduğu rahatsızlığını gidermek adına sosyal bilişsel olarak kendini-düzenleme sürecini ifade eder (akt. G. Gezici-Yalçın ve ark., 2016). Toplum tarafından ahlak dışı bulunan veya zarar verici saldırgan davranışlar, birey açısından kabul edilebilir hale getirilerek çözüme ulaşılır (Gezici-Yalçın ve ark., 2016). Ahlâkî uzaklaşmanın sekiz farklı mekanizması bulunmaktadır (akt. Gezici-Yalçın ve ark. 2016). Bunlar: Meşrulaştırma, olumsuz davranışı olumlu etiketleme, olumsuz davranışı kıyaslama, sorumluluğu üstlenmeme, sorumluluğu yayma, sonuçları çarpıtma, insandışılaştırma ve suçu mağdura yüklemedir (Gezici-Yalçın ve ark., 2016).

Bu mekanizmalardan biri olan insandışılaştırma toplumun gözle görülmez gerçekleri arasındadır. Tanımlamak gerekirse; bir tutum olarak insandışılaştırma, kişinin, muhatabı olan kişi veya grubun sahip olduğu insani özellikleri kısmen veya tamamen inkarı anlamına gelir (Oliver, 2011). Tipik insandışılaştırma kişinin aşağı veya istenmeyen olduğunu düşündüğü farklı ırksal, dini, etnik veya politik grupların üyelerine yöneliktir. Bununla birlikte, insandışılaştırma terimi, genel olarak cinsiyet ve pornografi, engellilik ve tıp gibi alanlarda da uygulanabilir. Bu alanlarda odaklanma zulümler ve katliamlar üzerine değil, toplumlardaki belirli sosyal grupların günlük ayrımcılığına odaklanmaktadır. İnsandışılaştırma tutumu iki türlü ortaya çıkabilir (Haslam, 2006): Hayvansal insandışılaştırma, insanı hayvanlardan ayıran yüksek bilişsel kapasite, nezaket ve ahlaki hassasiyet gibi özelliklerin inkarını; mekanik insandışılaştırma, insanı robot gibi cansız varlıklardan ayıran hayatiyet ve duygusallık gibi özelliklerin inkarını ifade eder.

İnsana özgü özelliklerin inkar edilmesi, kişiyi “hayvansı” olarak görmeyle sonuçlanır. Bu yüzden kişi medeniyet, alçakgönüllülük, ahlaki hassasiyet ve üst bilişten yoksun, daha az zeka; daha çok motivasyon, iştah ve içgüdüyle hareket eden insan dışı varlık olarak görülmektedir (Haslam, 2006). Benzersiz insan özelliklerinin daha sonraki gelişim aşamalarında ortaya çıktıklarına inanıldığından, bunların inkar edilmesi kişinin değerlendiren birey tarafından daha çocuksu görülmesine sebep olur. İnsana özgü özelliklerden yoksun olarak algılamak, sıralı bir gelişim veya evrim skalasında onları diğerlerinin aşağısına yerleştirmek olarak da kendini göstermektedir (Haslam, 2006).

İnsan doğasında mevcut bulunan özelliklerden uzak algılanması ise kişiyi daha çok “mekanik” görmeyle sonuçlanır (Schwartz, 1994). Bu yüzden kişi eylemsiz, soğukkanlı, kayıtsız, bilişsel esneklikten yoksun, pasif ve yüzeysel olarak değerlendirilir (Schwartz, 1994). Hayvansal olarak görmenin özellikleri temel olarak sosyalleşmeyi ve kültürü yansıtırken, mekanik olarak görmenin özelliklerinin insanları doğal dünyaya ve doğuştan gelen biyolojik eğilimlerine bağlaması beklenir (Schwartz, 1994). Öte yandan mekanik olarak görme yaygın ve evrensel beklentileri, hayvansal olarak görme sosyal öğrenmeyi ve iyileştirmeyi yansıttığından, kültürler arasında çeşitlilik göstermesi doğaldır ve toplum içinde farklılaşmış beklentileri ortaya koyabilir (Schwartz, 1994). Hayvansal insandışılaştırmada iğrenme duygusu görülürken, mekanik insandışılaştırma duygusal uzaklaşma ve diğerini soğuk, robotik, pasif ve derinlik sahibi olmayan şeklinde değerlendirme görülür (Schwartz, 1994). Yani mekanik insandışılaştırmada iğrenme yerine kayıtsızlıkla karşılık verilir (Schwartz, 1994). Ayrıca onların bilişsel açıdan (örneğin, merak, esneklik vb.) düşük görülmesi onlara sert görünmelerine ve bireysel eylemliliğini reddetmek onları kişisel iradeden ziyade davranışlarını pasif ve değişebilir olarak görülmelerine sebep olur (Schwartz, 1994). Derin oturtulmuş özelliklerinden mahrum oldukları için, nispeten yüzeysel özellikleri vurgulayacak şekilde temsil edilmektedirler (Schwartz, 1994).

Schwartz (1994), “temel hayvan doğasını aşan ve insan duyarlılıklarını ve ahlaki duyarlılıklarını geliştirdiklerini” gösteren değerlerin insanlığı doğrudan yansıttığını savundu. Prososyal değerler (örneğin, eşitlik, yardımsever, bağışlayıcı) bu anlamda üstündür, oysa “hedonizm” değerleri (zevk, rahat bir yaşam) bencil düşünceleri yansıtır. Bu nedenle insanlar, sosyal değerleri olmadığı veya değerlerinin birinin grubunun değerleri ile uyuşmadığı algısı ile insan dışı değerlendirilebilirler.

Alan Fiske’nin (1991), ilişkilerin anlaşıldığı ilişkisel modeller teorisi, iki insandışılaştırma biçimini ayırt etmeye yardımcı olabilir. Toplumsal paylaşımda insanlar, grubun diğer üyeleriyle derin bir birlik ve beraberlik duygusu hissederler, grubu “ortak temel bedensel özü” ortak olarak paylaşan “doğal bir tür” olarak algılarlar (Fiske, 2004) ve “biz” ile “onlar” arasındaki kategorik ayrımlara büyük önem verirler. Fiske (1991), ırksal ve etnik kimliğin genellikle toplumsal paylaşım temeline sahip olduğunu ve bu modelin etnik çatışmaları desteklediğini savunuyor. Bu özellikler hayvansal bir insandışılaştırma biçimini akla getiriyor. Başkalarının hayvanlara benzetilmesinde iğrenmenin rolü, toplumsal paylaşım ilişkilerinde hüküm süren ve toplum normlarının ihlali ile karşı karşıya kalma ile anlam kazanır (Rozin, Lowery, Imada ve Haidt, 1999). Dolayısıyla, hayvansal insandışılaştırma, ilişkilerin toplumsal paylaşım açısından yorumlandığı sosyal bağlamlarda ortaya çıkabilir.

Aslında toplumsal hayatın bir parçası olan bu tutum farkında olmadığımız birçok durumda kendini gösterebilir. Bu yazıyı okuduktan sonra “Acaba ben hangi gruplara veya şahıslara karşı insandışılaştırma tutumu sergiliyorum?” sorusunu kendinize sormanızı ve cevaplarınız çerçevesinde bu ayırıcı tutumunuzdan vazgeçmeyi denemenizi öneriyorum. İnsanın insan gibi algılandığı, bu tutumu hiç çalışmak zorunda kalmadığımız bir dünyada yaşamak dileğiyle…


Kaynakça

  • Citrin, L. B., & Roberts, T. A. (2004). A feminist psychological perspective on gendered affect. The Social Life of Emotions, 2, 203-223.
  • Fiske, A. P. (1991). Structures of social life: The four elementary forms of human relations: Communal sharing, authority ranking, equality matching, market pricing. Free Press.
  • Fiske, S. T. (2004). Intent and ordinary bias: Unintended thought and social motivation create casual prejudice. Social Justice Research, 17(2), 117-127.
  • Fredrickson, B. L., & Roberts, T. A. (1997). Objectification theory: Toward understanding women’s lived experiences and mental health risks. Psychology of women quarterly, 21(2), 173-206.
  • Gezici-Yalçın, M., Şenyurt, A. Y., Gültepe, B. ve Coşkun, H. (2016). Ahlaki uzaklaşma ölçeğinin Türkçeye uyarlanması. Kalem Eğitim ve İnsan Bilimleri Dergisi, 6 (1), 309-332.
  • Guloien, T. H., & Check, J. V. (2012). Reported Proclivity for Coercive Sex Following Repeated Exposure to Sexually Violent Pornography, Nonviolent Dehumanizing Pornography, and Erotica. Pornography, 177-202.
  • Haslam, N. (2006). Dehumanization: An integrative review. Personality and social psychology review, 10(3), 252-264.
  • Oliver, S. (2011). Dehumanization: Perceiving the body as (in) human (85-97). New York, NY: Springer.
  • Ortner, S. B., Rosaldo, M. Z., & Lamphere, L. (1974). Woman, culture, and society. Woman, Culture and Society.
  • Rozin, P., & Lowery, L. (1999). The CAD triad hypothesis: a mapping between three moral emotions (contempt, anger, disgust) and three moral codes (community, autonomy, divinity). Journal of Personality and Social Psychology, 76(4), 574-586.
  • Schwartz, S. H. (1994). Are there universal aspects in the structure and contents of human values?. Journal of Social Issues, 50(4), 19-45.

*Bu yazı Psikoloji Ağı editörleri tarafından Psikoloji Ağı Yayın İlkelerine göre düzenlemiştir.

Bir Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlendi *

Input your search keywords and press Enter.