Şimdi Okunuyor:
Neden Bilişsel Davranışçı Terapi?
Tam İçerik 5 minutes read

Terapist olarak ilerlemek istediğim kariyerimde eklektik bir yaklaşım ile ilerlemeyi uygun buluyorum ancak bilimsel dayanağı olan bir kuramı yöntem olarak benimseyerek mesleki sınırlarımı çizerek çalışmam gerektiğini düşündüğüm için çalışacağım yöntemde öne sürülen kavramların bilimsel veriler ile desteklenip, kanıtlanabildiği, yani nesnel olması gerektiğini düşündüğüm için bilişsel davranışçı terapi yöntemi ile temel eğitimlerimi tamamlamayı hedeflemekteyim.

Bilişsel davranışçı kuramda teknik uygulamalarda zenginlik söz konusudur. Bilişsel kuramın teknik zenginliğinde davranışçı yaklaşım geçmişinin önemli bir etkisi vardır. Zengin teknik uygulamalar yanı sıra psikoterapinin terapötik ilişkiye dayalı özelliğini de ihmal etmeyen bilişsel terapinin gelişime ve yeniliğe açık bir yapısı vardır. Bilişsel terapinin kurucu ismi olan Beck’in yeni gelişmelere ve deneysel verilere verdiği önem birçok kuramda izlenen katılaşma ve donmanın bilişsel terapide yaşanmamasını sağlamıştır (Akt. Salkovskis 1996). Bilişsel davranışçı yaklaşım temel varsayımlarını korumakla birlikte yeni gelişmeleri de içine sindirebilen yapı bu anlayışın ürünüdür (Türkçapar, M. H. & Sargın, A. E., 2012).

İnsanın ilk yaşam deneyimleri diğer dönemdeki ilişkilerini de etkilemektedir. Dünyayı deneyimleme şeklimiz yalıtılmış bir kendilik kavramına dayanmaktadır ancak hayatta kalmak için yaşamın ilk dönemlerinde bakım veren ile ilerleyen dönemlerde ise gruplarla ilişki kurmaya bağımlı yapıya sahibiz. İlişkiler insan doğasının doğal habitatıdır (Cozolino, 2014).

İnsan beyni doğumda ancak hayatta kalabilmeyi sağlayabilecek kadar gelişmiş bir şekilde dünyaya gelir. Karmaşık sosyal bir toplumun üyesi olarak hayatı sürdürmek, ilişkileri geliştirmek, ustalaşmayı gerektirecek birçok sosyal bilgiyi öğrenmek sosyal beynimizin işlevleridir ancak sosyal beyin doğduğumuzda nispeten olgunlaşmamış haldedir ve doğumdan sonra bakım veren ile kurulan ilişkiler ve bağlanma sürecine bağlı olarak gelişir. Bilişsel davranışçı terapi daha çok ilk yaşantılarımızdan kaynaklı çarpıtmaları saptayarak yerine işlevsel olan düşünce ve davranışları getirmeyi hedefler.

İlk ilişkilerimiz, sonraki ilişkilerimizi etkiler

Kurduğumuz ilk ilişkilerimiz ve ilk deneyimlerimiz sonraki davranışlarımızı ve ilişkilerimizi etkiler. İlk deneyimlerimizde olumsuz algıladığımız yaşantılar bilgiyi işleme sürecinde sistematik düşünce hatalarına yol açar. Beck (2001) bilişsel çarpıtmayı bilgi işleme sürecinde sistematik olarak yapılan düşünce hataları olarak tanımlamıştır. Bireylerin temel inançları ya da şemaları bilişsel çarpıtmalara yol açabilmektedir. Erken çocukluk dönemlerinde bilgiyi işleme sürecinde görülen hatalar, oluşan bilişsel şemaları desteklemektedir. Bilişsel çarpıtmalar da bilgiyi işleme sürecinin yanlış veya etkisiz olduğu zamanlarda ortaya çıkmaktadır (Sharf, 2000). Bilişsel-davranışçı terapinin amacı öncelikle gerçekçi olmayan ya da birey için sorun olan düşüncelerin tanımlanmasıdır. Sorun olan düşünce tanımlandığında, o düşüncenin birey üzerindeki etkisi de tanımlanabilir. (Demiralp, M. & Oflaz, F., 2007).

Yalnızca güncel sorunlara odaklanılmıyor

Bilişsel-davranışçı terapide var olan zengin teknik uygulamalar; çarpıtılmış, işlevsel olmayan düşünce kalıplarının yerine işlevsel olan düşüncelerin getirilmesi hedeflenmektedir. Bilişsel davranışçı terapide sadece başvuranların güncel sorunlarını çözmek hedeflenmez. Aynı zamanda bütün yaşamları süresince sorunlarını çözmekte kullanabilecekleri özel bir takım beceriler de öğretilmesi de hedeflenir. Bu beceriler çarpık düşünceleri saptamak, inançlarını değiştirmek, çevreyle yeni ilişkiler kurmak ve davranış değişikliğidir.

Başlangıçta depresyonun tedavisiyle sınırlı bir kuram olarak ortaya çıkan bilişsel terapi 1980’li yıllarda öncelikle panik bozukluk, sosyal fobi, obsesif kompulsif bozukluk, yaygın anksiyete gibi kaygı bozukluklarına yönelmiş, bunu kişilik bozuklukları, yeme bozuklukları, somatoform bozukluklar ve nihayet 1980’lerin sonuna doğru psikotik bozukluklarla ilgili psikopatoloji ve tedaviye yönelik kuramsal çalışmalar izlemiştir. Bilişsel terapi ve bilişsel davranışçı terapi etkinlik açısından üzerinde en çok çalışılmış terapilerdendir (Türkçapar, M. H., & Sargın, A. E., 2012).

Bu yöntemin birçok bozuklukta işlevsel olduğu araştırmalarca kanıtlanmıştır. Çok sayıda çalışma bilişsel davranışçı terapinin depresyonda, panik atak, sosyal fobi gibi kaygı bozukluklarında (anksiyete), obsesyonlar (OKB) ve diğer korku bozukluklarında, iki uçlu (bipolar) bozukluk, madde kötüye kullanımı, travma sonrası stres bozukluğu,  öfke, kişilik bozuklukları, kronik ağrı, ilişki sorunu, evlilik sorunları ve aile terapileri, vajinismus, anoreksiya, bulimia gibi yeme bozuklukları ve vücut dismorfik bozukluğunda, somatoform bozukluklar ve  çeşitli çocukluk çağı  bozukluklarında etkili olduğunu göstermiştir. Örneğin depresyon tedavilerinde BDT genel olarak ilaç tedavisine eşit veya ilaç tedavisinden üstün bulunmuştur. Üstelik 1 yıl içinde yineleme oranı BDT’de sadece %29.5 iken, bu oran ilaçlı tedavide %60 olarak bulunmuştur (Türkçapar, M. 2007). Kısacası Bilişsel Davranışçı terapiler hem kısa sürede etki yapmakta hem de daha uzun süre kalıcı olmaktadır.

Bu yazı İstanbul Kültür Üniversitesi Psikoloji Bölümünün “Psikoterapi Yöntemleri” dersi kapsamında hazırlanmıştır.

Kaynakça

  • Aydın, A. (2006). Ergenlerde sosyal anksiyete belirtilerini azaltmaya yönelik bilişsel-davranışçı bir müdahale programının etkililiğinin değerlendirilmesi (Doctoral dissertation, Ege Üniversitesi).
  • Cozolino, L. İnsan İlişkilerinin Nörobilimi. İstanbul: Psikoterapi Enstitüsü Eğitim Yayınları.
  • Demiralp, M., & Oflaz, F. (2007). Bilişsel-davranışçı terapi teknikleri ve psikiyatri hemşireliği uygulaması. Anadolu Psikiyatri Dergisi, 8, 132-139.
  • Salkovskis PM (1996). Cognitive therapy and Aaron T. Beck. Frontiers of cognitive therapy (Ed) Salkovskis. The Guilford Press; New York, s.533-539
  • Türkçapar, M. H. (2007). Bilişsel terapi: temel ilkeler ve uygulamalar. HYB Basım Yayın.
  • Türkçapar, M. H., & Sargın, A. E. (2012). Bilişsel davranışçı psikoterapiler: tarihçe ve gelişim. Bilişsel Davranışçı Psikoterapi ve Araştırmalar Dergisi, 1, 7-14.

1 yorum

  • […] kaybetme, kumar oynama davranışını gelişigüzel sürdürme).  Tedavide en güncel yaklaşım bilişsel davranışçı terapidir. Oynamaya sebep olan düşünce ve duygularla […]

Bir Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlendi *

Input your search keywords and press Enter.