Şimdi Okunuyor:
Panik Bozukluk ile Tanışma
Tam İçerik 5 minutes read

Psikopatolojik bir tanı koymak istiyorsak, başvuru kitabı olarak Amerikan Psikiyatri Derneği’nden bize yadigâr DSM (Diagnostic Manual of Mental Disorders) aklımıza gelir. Bu kitapta birçoğumuzun bildiği gibi envaye çeşit hastalık birer birer anlatılmış, her hastalıkta kişinin neler yaşayacağı bir bir sayılmıştır.

Ben bugün sizlere Panik Bozukluk‘tan söz etmek istiyorum. Psikopatoloji dersini alanlar için bu hastalık tanıdık gelebilir ve görünüşte en anlaşılır hastalıklardan biridir. Kutsal kitabımız DSM’in son versiyonunda bu hastalık şöyle anlatılmıştır:

A. Yineleyen beklenmedik panik atakları. Bir panik atağı dakikalar içinde doruğa ulaşan ve o sırada aşağıdaki belirtilerden dördünün (ya da daha çoğunun) ortaya çıktığı, birden yoğun korku ya da yoğun bir içsel sıkıntının bastırdığı bir durumdur.

B. Ataklardan en az birinden sonra, aşağıdakilerden biri ya da her ikisi de bir ay (ya da daha uzun bir) süreyle olur:

  1. Başka panik atakların olacağı ya da bunların olası sonuçlarıyla (örn. Denetimini yitirme, kalp krizi geçirme, “çıldırma”) ilgili olarak sürekli bir kaygı duyma ya da tasalanma
  2. Ataklarla ilgili olarak, uyum bozukluğu ile giden davranış değişiklikleri (örn. Spor yapmaktan ya da tanıdık, bildik olmayan durumlardan kaçınma gibi panik atağı geçirmekten kaçınmak için tasarlanmış davranışlar) gösterme

C. Bu bozukluk, bir maddenin (örn. Kötüye kullanılabilen bir madde, bir ilaç) ya da başka bir sağlık durumunun (örn. Hipertiroidi, kalp-akciğer hastalıkları) fizyolojiyle ilgili etkilerine bağlanamaz.

D. Bu bozukluk, başka bir ruhsal bozuklukla daha iyi açıklanamaz (örn. Panik atakları, toplumsal kaygı bozukluğunda olduğu gibi, yalnızca korkulan toplumsal durumlara tepki olarak; takıntı-zorlantı bozukluğunda olduğu gibi takıntılara tepki olarak; örselenme sonrası gerginlik bozukluğunda olduğu gibi örseleyici olayların anımsatıcılarına tepki olarak ya da ayrılma kaygısı bozukluğunda olduğu gibi bağlandığı kişilerden ayrılmaya tepki olarak ortaya çıkmamaktadır).

Bu kutsal kitapta güzelce sıralanmış maddeleri gelin bir de yaşayan birinin (ki o ben oluyorum) ağzından okuyalım…

Film izlemeyi hiç sevmezdim hele sinemadan söz etmek bile istemiyorum. Kapalı bir alanda karanlıkta o kadar yüksek sese insanlar nasıl tahammül ederler bundan nasıl keyif alırlar bilmiyorum. Yine de açık hava sinemaları çok keyifliydi. Mis gibi çimen, üstün açık hem de hiç o kadar karanlık olmuyor. Açık hava sinemasında komedi filmi izlerken bir anda vücudumda garip şeyler hissetmeye başlamıştım.

PAnik Bozukluk

İçimden büyük bir korkuyla “bana ne oluyor?” diye geçirmeye kalmadan kalbim hızla atmaya başladı. Herkes filmi izliyordu, film komikti, arkadaşlarım bana bakıp gülüyorlar filmin akışına kapılıp gidiyorlardı. Ben ise o anda son nefesimi alıp veriyorum gibi hissettim. Kalbimin sesini hiç bu kadar duymamıştım. İçimden tekrarladım, sanırım bu benim son dakikalarımdı. Ayrıca gözüküyordu, tişörtümden kalbimin hareketi belli oluyordu. Bir türlü ağzımdan herhangi bir sözcük çıkaramadım, arkadaşlarıma ben iyi değilim diyemedim. Kalbim attıkça nefesim sıklaşıyor sanki dakikada bin kere nefes almaya çalışıyordum ama yetmiyordu. Tüm bunları hissederken, dışarıdan nasıl gözüküyorum, insanlar anlar mı kötü olduğumu diye geçiyordu kafamdan. Bir yandan da çelişkiler; eğer şu an ölüyorsam konuşmak için son şansım olabilirdi ama benim ağzımdan tek bir kelime çıkmıyordu. Film nihayet bitti. Ayağa kalkabildim. İçimden “hala bir miktar daha gücüm kaldı galiba, acaba eve kadar dayanabilir miyim?” diye geçerken arkadaşlarım bir terslik olduğunu anladı. Bütün ömrü gülücük saçan biri olarak suratım asıldığında fark edilirdi. Çok üstüme gelmediler, “beni eve bırakır mısınız?” diyebildim. Avrupa yakasından Anadolu’ya yol tam 45 dakika sürdü, yani en azından saatler onu gösteriyordu. Bana sorarsanız hayatımın en uzun yolculuğuydu. Birçok kez korkmuşumdur hayatımda ama o akşam kadar olmuş mudur bilmem. Eve gidene kadar arabanın arka koltuğunda, camdan hava almaya çalışmıştım. Sonunda eve vardığımda, “iyiyim, sağ olun” diyebildim neyse ki. Diğer sorun evdeki annemdi. Kızı ölüyordu. Eve girdim, yanına gittim. Ben çok kötüyüm diyebildim, annem çok sakin kalır böyle anlarda, önce bir sorguladı, nefes dedim alamıyorum, kalbime bak. Bir şekilde sorular soruyordu ama cevap verecek halde değildim. Hastane dedi, hastaneye gidiyoruz. Kalp krizi mi ne bu derken, meğer ruhum krizdeymiş doktor sayesinde anlamış olduk. O günden sonra epeyce bir karşılaşacaktık o doktorla. Sakinleştirici bir iğne, ardından duygusuz bir ruh ve ağır bir bedenle eve döndüm. Yatağıma yatıp neler olduğunu düşünemeden uyuyakalmıştım.

İlk panik atağımı düşündükçe bunu ne kadar anlayamadığımı ve içindeyken ne kadar kötü hissettiğimi çok iyi hatırlıyorum. Şimdilerde ataklardan ses çıkmasa da insan yaşadıklarını unutmuyor. Şimdi psikopatoloji dersinde anlatılırken tekrar tekrar anımsıyorum, önce lisansta sonra yüksek lisansta. O günler hem çok uzağımda hem de her dakika burnumun ucunda.

Tanı kitaplarını okuyoruz, semptomları bir güzel sıralamış oluyor bilir kişilerimiz ama biz ne kadar o semptomları anlayabiliyoruz, her insan bu semptomları nasıl yaşıyor bilmiyoruz. Öğrenmenin en iyi yolu da o hastalıkları geçirmiş kişileri dinlemek, okumak veya seyretmek. Ben kendi panik bozukluğum yüzünden yaşadığım binlerce panik ataktan yalnızca bir tanesinin ufak bir kısmını paylaştım sizlerle. Hepimiz biliyoruz ki bir sürü ruhsal bozukluk ve bununla boğuşan insan var, demem o ki siz siz olun bu insanları bolca okuyun, dinleyin ve gözlemleyin. Çünkü hastalık adı aynı olsa da her insan biricik…

Not: Benim çok etkilendiğim bir kitap ve filmden bahsetmek istiyorum. Bunlardan çok etkilenmemin sebebi, tanı kitaplarında, derslerde yazılıp çizilen “semptom” üzerinden tanımladığımız rahatsızlıkların gerçek hayatta karşımıza nasıl çıktıklarını gözler önüne sermeleriydi. Kay Redfield Jamison’un kendi hayatını kaleme aldığı Durulmayan Bir Kafa eğer Bipolar Bozukluk ile ilgili öğrenmek istediğiniz şeyler varsa mutlaka okunması gereken bir kitap. 1957 yapımı Three Faces of Eve filmi, bize yine kutsal kitabımızın Disosiyatif Kimlik Bozukluğu diye semptomlarını sıraladığı hastalığı inceleme fırsatı sunuyor.

Bunları hayatıma katan ve ruhsal bozuklukları semptomların çok ötesinde öğreten değerli hocam Yasemin Sohtorik İlkmen’e teşekkürlerimi borç bilirim.

2 yorum

  • Hanım eker

    Dilan hanım bizimle böyle bir hatıranızı paylaştığınız için teşekkür ederim. Ben de yıllardır bu sorundan mustaribim, umarım kurtulurum önerilerinizi dikkate alacağım, sağlıcakla

    • Ben de yorumunuz için çok teşekkür ederim. Korkmamaya başladığınız noktada değişim başlıyor, inanın ben başardıysam siz de başaracaksınız. Sağlıklı günler.

Bir Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlendi *

Input your search keywords and press Enter.